La bibliothèque numérique kurde (BNK)
Retour au resultats
Imprimer cette page

Irak Kürtleri


Auteurs : Kerim Yıldız |
Éditeur : Belge Date & Lieu : 2004, Istanbul
Préface : Pages : 198
Traduction : A. H. Engin Urcan ISBN :
Langue : TurcFormat : 210x295 mm
Code FIKP : Liv. Tr.Thème : Général

Présentation
Table des Matières Introduction Identité PDF
Irak Kürtleri

Versions

Irak Kürtleri

Kerim Yıldız

Belge


Kerim Yıldız, Bingöl’de doğdu. İngiltere’de Uluslararası İnsan Hakları Hukuku üzerine Yüksek Lisans eğitimini tamamlayan Yıldız 1992 yılında Londra’da kurulan Kürt İnsan Hakları Projesinin (KHRP) kurucu üyesi ve direktörü olarak, KHRP’nin sürdürdüğü projelerin uygulanma sorumluluğunu üstlendi. Türkiye, Suriye, İran, Irak, Azerbaycan ve Ermenistan’da yaşayan Kürtlerin hakları başta olmak üzere insan hakları alanında çok sayıda kitap, makale yazdı. İnsan hakları alanında yazılmış pek çok kitap için bölümler hazırladı.

Uluslararası İnsan Hakları sözleşmelerin kapsamı ve bu alandaki mekanizmaların kullanılması konusunda Rusya, Arnavutluk, Kosova, Ukrayna, Azerbaycan, Ermenistan, Irak ve Güney Kürdistan’da aralarında hakim, savcı, öğretim görevlisi, hukukçu ve insan hakları aktivistlerinin bulunduğu topluluklara eğitim seminereleri vermiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine bireysel başvuru ve Birleşmiş Milletlerin İnsan Hakları Mekanizmalarının kullanılması üzerine el kitapları da hazırlayan Yıldız’ın kitapları Türkçenin yanısıra, Azerice, Ermenice ve Rusça olarakta yayımlandı.



SUNUŞ


Kısaca özetlemek gerekiyorsa eğer, Kürtler insanlığın ortak bahçesi olan dünyanın en eski, aynı zamanda en acılı halklarından biridir. Dünyada, uluslaşma sürecinin başladığı Büyük Fransa ihtilalinden beri, adeta kendi çocuklarının kan nehirlerinin umut ile umutsuzluk arasında gidip gelen dalgaları arasında yüzüp, ağır bedeller ödeyerek, bağımsızlık savaşları vermektedirler.

Fakat, bir çok çıkar çizgisinin kesiştiği bir coğrafyanın halkı olmanın talihsizliği, önlerinde başlıca engel oldu. Bağımsızlık yolunda attıkları her adım, yerli sömürgen ve işgalcilerden çok, bölgede çıkarı olan, ama perde arkasında duran batı dünyasınca engellendi.

Nitekim, Birinci Dünya Savaşından sonra yurtları, dönemin egemen gücü İngiltere ve Fransa’nın isteği doğrultusunda parçalanarak Türkiye Cumhuriyeti (TC), İran, Irak ve Suriye arasında paylaştırılarak, yurtsuzlaştırılmış bir halk yaratıldı.

Kürdistan’ın Irak’a bağlanan parçası, o günden beri, ayaklanmadan ayaklanmaya atlayarak var olma savaşı veriyordu.

Kürtler, kendi yurtlarında “esir” mi, “rehine” mi belli değildi. Ama, zaman zaman her iki olgu, eski çağlarda, ilkel kral ve komutanların esir ile rehinelerine reva gördükleri bütün muamelelerin kurbanı oluyorlardı. Bir halk, kelimenin tam anlamıyla ırkçı hırs, öfke ve kinin ayakları altındaydı.

Arap polis ve askerleri için Kürtlere, her türlü insanlık dışı davranış “mubah”tı. Evleri, köy ve kasabaları ateşe veriliyor, yıkım makinalarıyla düm düz ediliyor, malları talan ediliyor, kendileri yurtlarından sökülüp atılarak, kafileler halinde güneydeki çöllere sürgün ediliyor, mülklerine Araplar yerleştiriliyordu.

Dünyanın “yumulmuş”, kör olmuş gözü önünde, bir halk soykırıma uğruyordu. Bu  insanlık vicdanın kan kaybı bir trajediydi.
Kürtler, yıkıma karşı tek başınaydı. Ama yenilgiyi kabullenmiyor, her defasında, yerden doğrularak, kaldıkları yerden mücadeleye devam ediyorlardı.

Bu kitap, bir yönüyle, bu mücadelenin sosyal tarihidir. Amacı ise insan haklarının ucuzun da ötesinde, hiç derecesinde değersiz olduğu bir bölgenin halkı olan Kürtlerin trajedilerine, kaba çizgileriyle bakıştır. Bir halkın, acılarla karılmış kaderini kaderini, nasıl tersine çevirip değiştirdiğini özetlemektir.

Sondan başlayarak özetleyecek olursak, Saddam Hüseyin liderliğindeki Irak BAAS rejimi, Arap milliyetçiliği temeli üstünde kurulmuş, ırkçılıkla yürümüştü. BAAS rejiminin 2003 yılında, Amerika Birleşik Devletleri öncülüğündeki koalisyon güçleri tarafından devrilmesinden sonra Kürdistan’da, önemli gelişmeler oldu.

Bu mücadelede, Kürdistan koalisyonun bir üyesiydi. Saddam rejimine karşı, Kürtçede “vatan için canını fedaya hazır” anlamına gelen 80 bin kişilik “peşmerge” ordusuyla müttefiklerin yanındaydı. Bir bakıma kuzey cephesini onlar tuttular. Rejimin yıkılmasında değerli katkıları oldu.

Kürtler, kurtuluştan sonra siyasal, sosyal ve ekonomik haklarını güvenceye alma konusunda kazanımlar elde ettiler. Elbette bu kazanımlar pahalı, bedeli ağırdı. O nedenle, Kürtler açısından değeri, ölçülemeyecek oranda büyüktü.

Kürdistan, kendi devrimini yaratırken, öte yandan, onca ezilmeye, geçtiği soykırım köprülerine rağmen, dünyaya verdiği mesajlarla da, “insan hakları devrimi”ni gerçekleştiriyordu. Onlar, onlarca yıldan beri egemen Arapları ayakları altında örselenmiş, itilmiş, tekmelenmiş, kanı akıtılmış bir halktı.

Yer yüzü, “ezilenlerin galebe çalması” halinde, kin ve öfkeyle misilleme yapacağından, intikam alacağından endişe duyuyordu.
Ama Kürtler, bunun tersini yaparak, hümanizma kavramını hayata geçiriyor, kanlı rejimin öfkesini, savunmasız halktan çıkarmıyor, cinayetlerin intikamını halktan almaya kalkışmıyordu.

Oysa o halkın çocukları olan polis ve askeri birlikler Kürdistan’da yürüyen canlı, taş taş üstünde bırakmamıştı. Kürtler, bütün yaşadıklarına rağmen, zalime olan öfkelerini sivillere yönelerek çıkarmıyorlardı.

Örneğin Saddam rejiminin kuzeydeki kalelerinden Musul ve Kerkük başta olmak üzere, şehirler Kürt savaşçılarca teslim alındı. Şehre giren Kürt askerlerin ilk işi kan dökülmesini önlemek, intikam hırsıyla hareket etmek isteyenleri önlemek oldu. Bu sayede, öfkeler insaniyete dönüştürüldü. Kırım ve kıyımlar yaşanmadı.

Galip gelmiş ezilenlerin tarihinde bu bir ilkti.

Her şeye rağmen, Kürtlerin kanlarıyla ede ettikleri kazanımlar, belki de, Orta Doğu’da insan hakları kültürü yolunda, yeni ve önemli bir aşama, başka bir deyişle, “devrim” niteliğindeydi.

Çünkü, bölgenin yerleşik yaşama kültüründe, bir başka halkın insani hakları önemli değildi. Tanınması, hemen hemen imkansızdı. Araplar, kurulduğu 1948 yılından beri, hala İsrail devletiyle savaş halindeydi. Kürtlerin kazanımları, bu açıdan yerleşik bakışın yıkılması anlamına geliyor ve önem taşıyordu. 

Kürtler, insani hak taleplerinin kan davasına dönüştürülerek bastırıldığı bu bölge kültürünün başlıca kurbanlarından biriydi. İki yüz yılı aşkın mücadelelerinde, dayanma iradesini aşan zulümlerle karşılaştılar. Geçtiğimiz yüz yıl ise Kürtler, kan banyosu ile “terbiye edilmeye” çalışıldı. Kendi kanlarında boğularak...

Bu yüz yıl, Kürtler açısından, baştan başa insan hakları ihlalidir. Kürtlerin yurduna yönelik askeri seferler, hemen hemen hiç durmadı. Köy, kasaba ve şehirler çiğnenerek yok edildi. Bireyin yiyeceği, içeceği suya bile BAAS rejimince ambargo uygulandı.

BAAS rejiminin en acımasız diktatörü olan Saddam Hüseyin, aynı zamanda, iktidarda en uzun ömürlü olanıydı. 2003 yılında, Amerika Birleşik Devletlerinin liderliğindeki koalisyon güçleri tarafından devrildikten sonra, Kürtler için kazdığı toplu mezarlardan binlerce kişinin kemiği toplandı.

Halepçe şehrini topluca zehirlemesi ise gaddarlığının öte yüzüydü. Halepçeye yapılan zehirli gaz saldırısı soykırımdı.

Fakat bu sonuncusu değildi. Kürtler, halk olarak, topyekün ölüm çıkmazında sıkıştırılmaya devam ettiler. Bunun üzerine, 1991’de yaşama umudunu yakalamak üzere ayaklandılar. Saddam rejimi çağın bütün teknolojik savaş araçlarını kullanarak saldırdı.
Kürtler için tutunma imkanı kalmadı. İki milyonu aşkın insan, canını kurtarmak için komşu ülkelere doğru kaçmaya başladı.

Ama yollara düşen milyonlar, sınır boylarında insanlığın sıcak eli yerine, ölümün adı olan namlularla karşılandılar.

Çünkü, komşuları Türkiye Cumhuriyeti ve İran için de onlar, “potansiyel tehlike”, hatta “düşman”dı. Birinci Dünya Savaşından sonra galipler tarafından parçalanmış Kürdistan’ın birer parçası onlara verilmiş (bağışlanmış)ti. Onun için Irak’taki parçanın insani haklarına kavuşmasını kendileri için sakıncalı görüyor ve gizli değil, açıktan açığa Saddam rejimine destek veriyorlardı.

Fakat, bu olaylar karşısında, evrensel vicdan bir kere daha çıkarını önde tuttu. AB ve ABD insanlığın beklentilerini boşa çıkaracak ölçüde sessiz kaldı. Saddam rejiminin üstüne gidemedi. Ta ki Saddam yayılmacı hırsla bölgedeki (Kuveyt) petrol kuyularını ele geçirmeye kalkışana kadar...

Yakın dünün özeti budur. Ancak, günümüzü etkileyerek yaratan olgu uzak dünlerdir. Dünün tarihi, günümüzü yaratan harçtır.

O nedenle günümüzü anlamak için dünün tarihine bakmak zorunluluktur. Çoğulcu demokrasi ile insan haklarının kanlı serüvenini anlamak için de gereklilik...

Onun için bu çalışmanın bir hikayesi de ABD ve İran’ın 1975’de Irak Kürdistan’ınına müdahalesi, TC elinin hiç üstünden kalkmaması, özellikle Saddam rejimiyle sıkı ittifaklar kurmasıdır.

Bu arada, Kürtlerin tanımlanabileceği kesin budun (coğrafyaları) bilimsel (etnolojik) ya da dilbilimsel (linguistik) bir ölçüt yoktur.
Kürtçe’nin bir dizi lehçesi vardır. Onları bir arada tutan tek bir din yoktur. Çok lehçeli dil konuştukları gibi çok dinlidirler. Çeşitli baskı, sürgün, soykırım tehlikesi yüzünden göçlere uğramış ve çok sayıda ülkeye yerleşmişlerdir. Öyle ki, Benedict Anderson’un deyişiyle kendisinin Kürt olduğuna inanan Kürt’tür diyebiliriz.1

Ancak Kürt kimliği tek parçalı (monolitik) değildir. Bazı Kürtler, tüm Kürtleri kapsayan bir ulusun varlığına bütün tutkuları ile inanırken, diğerlerinin arasındaki bağı daha çok aşiret, ulus ya da din temelli kimlikler oluşturmaktadır.

Çünkü, güçlü ülkelerin buluşma noktasında yer alan Kürtler, kendi istemleriyle ya da istemlerinin dışında sıkışma yaşadılar. Sürekli olarak bu ülkeler arasındaki ittifakların ve çekişmelerin hızlı değişimine bağımlı kaldılar. Özet bir deyişle, onların akışına kapıldılar.

Onun için bu kitap, Irak Kürdistanı’ndaki Kürtlerin hangi yollarla sürekli zorbalık ve baskı altında tutulduğunu ele alacaktır.

Ancak zorbalık, yalnız Irak’ta geçerli değildir. İran’da, Suriye’de ve eski Sovyetler Birliği’nde olduğu gibi Türkiye’de de Kürtler, köy boşaltma ve yıkımı, katliam, işkence, göz altında ırza tecavüz, keyfi tutuklama, sansür ve diğer insan hakları ihlallerinin kurbanı oldular. Bir çok kez hükümetler –birbirlerine karşı görüşlere sahip olsalar da– Kürtleri bastırmak için çabalarını birleştirme yolunu izlediler.

Kürtleri kurban eden bu davranış kalıbının ardında, onların, kendi ulusal birliklerini kurup, el altında tutan devletlerden ayrılacağı korkusu yatmaktadır. Gerçekte de Kürtlerin bağımsız Kürdistan hayali vardır. Ancak, geleceğe ertelenen bir hayaldir.

Birleşmiş Milletlerin “halkların kendi kaderini belirleme” anlaşması Kürtleri el altında bulunduranları ayrıca endişelendirmektedir.

Fakat, biz bu kitap, ağrırlıklı olarak, Saddam rejiminin yıkılmasından sonra meydana gelen gelişmeleri aktarmakla yetineceğiz.
Zaten, kitaba konu olan araştırmanın büyük bölümü, son gelişmelerin ışığında Kürtleri tanıma amacıyla, Londra’da gerçekleştirilmiştir.

Kürt İnsan Hakları Projesi, 2003 Ağustos’unda, Bağdat’taki Birleşmiş Milletler (BM) binasının bombalanmasından kısa bir süre sonra, delil toplamak üzere Irak Kürdistanı’na ulaştı.2

O dönemde, bir çok uluslararası kurum görevlisi Irak’ı terk etmiş, ya da etmekteydi. Kalanları, daha güvenli olan kuzeye geçmekteydi.

BM’nin bombalanması, kurtuluşun ardından gelen zafer hissini adeta boğmuştu. ‘Saddam’ın Irak’ını, ‘Kürt’ Irak’ından ayıran ‘yeşil hattın’ kuzeyinde yaşayan Kürtler, on yılı aşkın yaşanan zorluklara ve sınırlılıklara karşın ‘özgür’dü. Savaşın sona ermesi yeni ferahlamalar getirmişti. Pek çok Kürt, Musul ve Kerkük’te yaşayan akrabalarını uzun yıllardan sonra ilk kez ziyaret edebilmişti.
Bir Erbilli, özgürleşmeyi anlatırken, “on iki yıldır sınırın öte yakasındaki Saddam’ın silahları üzerimize doğrultulmuş olarak yaşıyorduk; onların çekildiğini bilmek bile biraz daha rahat nefes almamızı sağladı” diyordu.3

Saddam yönetiminin sona ermesi, aynı zamanda hayal kırıklıkları da getirmişti. Çünkü, bir çok aile, yıllardır kayıp olan annelerinin, baba, çocuk ve kardeşlerinin hapishanelerde yaşadığına, BAAS rejimi yıkıldıktan sonra, onlara kavuşacağına inanıyordu.4 Fakat, ülkenin çeşitli yörelerinde birbiri ardından bulunan toplu mezarlarla bu umutlar söndü. İnsanlar, ikinci kez yas tutulmaya başlandılar.

Irak’taki Kürtler üzerine yazılanların ilginç arka planını bu politik ortam ve savaşın doğrularıyla yanlışlarının yarattığı gerginlikler oluşturmaktadır. Bu savaşın ‘haklı’ olup olmadığı sorusu, beklenmedik müttefikler ve beklenmedik düşmanlar yarattı. Destekleyen ya da karşı çıkan savların, açıkça tanımlanabilen ideolojik hatlarla çeliştiği görülmekte. Düşünceler savaşında açılan yeni cephe, BM’e ve ABD öncülüğündeki yönetime düşen rolleri ilgilendirmektedir.

 Tüm bu konularda Irak Kürtleri, ‘Yaşlı Avrupa’ ya da BM güvercinlerine değil, ABD şahinlerine yakın durdular. Onların bakış açısı, savaş açma kararını zorunlu olarak haklı çıkartmıyor.

Baasçılığın sona ermesinin Irak üzerindeki etkisini ancak zaman gösterebilir. Birçok Kürt uluslararası işbirliğinden yana olmanın getirdiklerinden hayal kırıklığı duyduğu için kendini, sonuç alıcı eyleme girişmeye hazır olası müttefiklere yakın buluyor. Kürtler dostlarını seçmeye çoğunlukla bu kararı vermenin faydalarını tam olarak değerlendiremeden, koşullar tarafından zorlandıklarını kabul etmektedir. Ancak Kürtler belki de tarihlerinde ilk kez kazanacak ata oynadılar.



Bölüm I

Geçmiş

1

Kürtler

‘Kürtler’ ve ‘Kürdistan’

Kürtler, kendi topraklarının doğal halkıdır. Bir bakıma beşeri, insansal tarihleri, ülkelerinin tarihiyle paraleldir.  Bu nedenle Kürtlerin tarihinin ve kökeninin belirli bir ‘başlangıcı’ yoktur.1

Modern çağın bir etnik grubu olan Kürtler, binlerce yıl boyunca, kendi ülkelerinde, evrimleşerek tarih sahnesinde yer almışlardır. Batılı tarihçiler, Kürtlerin 10 bin yıllık tarihinden bahsetmektedirler. Guti, Kurti, Mede, Mard, Karduçi, Gordiyen, Adianbene, Zila ve Haldi gibi Kürt kabilelerin binlerce yıllık evrimi2 tarihi gerçekçiliği resimler. Bu halk gerçeği yaklaşık dört bin yıl önce Hint-Avrupa kabilelerinin Zağros dağları bölgesine göçünün sonunda ortaya çıkmıştır.3

Sekiz yüzü aşkın aşireti ile Kürdistan, dağlık Kuzey İskoçya’ya benzer bir tarihe sahiptir.4

 ‘Kürt’ adı,  Mezopotamya bölgesinin, Milattan sonra (MS) yedinci yüzyılda Araplar tarafından fethi ve sonrasında, o bölgede yaşayan göçebe, yerleşik halkı tanımlamak için kullanılırdı.

‘Kürtlerin ülkesi’ anlamına gelen ‘Kürdistan’ terimi ilk kez, on ikinci yüzyılda Selçuklu prensi Sencer tarafından kullanıldı. Sencer, Kürdistan adıyla bir eyalet yönetimi kurdu. Bu vilayet, yaklaşık olarak çağdaş İran’da bulunan Kürdistan (Kordestan) ile çakışmaktadır.

Ancak ‘Kürdistan’ sözcüğünün günlük kullanımda yalnız Sencer’in yarattığı vilayeti değildir. Osmanlı İmparatorluğunda da Kürdistan vardır. Genel olarak Kürt Tımar sistemini anlatan Kürdistan deyimi on altıncı yüzyılda tam olarak hayata geçti.

Kürdistan ülkesinin kapsadığı toprakların yayılımı tarih boyunca dalgalanma gösterdi, ancak ağırlıkla Irak, İran, Suriye ve Türkiye’nin sınırlarının buluştuğu dağlık bölgeyi kapsayan bir coğrafi alan olarak kaldı. Başka bir deyişle, Kürdistan’ın omurgası, Toros ve Zağros sıradağlarıdır. Bu omurgayı güneyde Mezopotamya düzlükleri, kuzeyde, kuzey doğuda Ermenistan ve eski Ermeni Anadolu’ya uzanan stepleri, platoları sarmalar. Bugünkü Ermenistan ve Azerbaycan’ın TC ve İran sınırının hemen içinde kalan ve az da olsa Kürt nüfus içeren bölgeleri, yorumcuya bağlı olarak bazen Kürdistan’ın parçası olarak sayılır.

 Bu alanlar geçmişte ‘Kızıl Kürdistan’ olarak bilinirdi.

Kürdistan deyimi, on altıncı yüzyıldan beri bazı haritalarda görünmektedir. Ancak, Kürdistan sözcüğü, bu topraklarda yaşayan insan kültürünü de anlattığı için yalnız bir coğrafya terimi değildir.5

Çünkü, Kürdistan’ın sabit sınırları yoktur ve onun kapsadığı topraklar üzerindeki iddialar, örgüt, grup ve kişilere göre farklılıklar ...



Teşekkür
Bu kitabın basıımı için yaptıkları katkı için
The Sigrid Rausing Vakfına ayrıca teşekkür ederiz. 
Kerim Yıldız

Kerim Yıldız, Bingöl’de doğdu. İngiltere’de Uluslararası İnsan Hakları Hukuku üzerine Yüksek Lisans eğitimini tamamlayan Yıldız 1992 yılında Londra’da kurulan Kürt İnsan Hakları Projesinin (KHRP) kurucu üyesi ve direktörü olarak, KHRP’nin sürdürdüğü projelerin uygulanma sorumluluğunu üstlendi. Türkiye, Suriye, İran, Irak, Azerbaycan ve Ermenistan’da yaşayan Kürtlerin hakları başta olmak üzere insan hakları alanında çok sayıda kitap, makale yazdı. İnsan hakları alanında yazılmış pek çok kitap için bölümler hazırladı.

Uluslararası İnsan Hakları sözleşmelerin kapsamı ve bu alandaki mekanizmaların kullanılması konusunda Rusya, Arnavutluk, Kosova, Ukrayna, Azerbaycan, Ermenistan, Irak ve Güney Kürdistan’da aralarında hakim, savcı, öğretim görevlisi, hukukçu ve insan hakları aktivistlerinin bulunduğu topluluklara eğitim seminereleri vermiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine bireysel başvuru ve Birleşmiş Milletlerin İnsan Hakları Mekanizmalarının kullanılması üzerine el kitapları da hazırlayan Yıldız’ın kitapları Türkçenin yanısıra, Azerice, Ermenice ve Rusça olarakta yayımlandı.

Kerim Yıldız’ın daha önce yazarlık veya editörlüğünü yaptığı Türkçe yayınlanmış kitaplar

1-İnsan Hakları Hukuku Alanında Uluslararası Mekanizmalar
(1999-Ege Yayıncılık) - Orhan Kemal Cengiz ile ortak yazarlık
2-Azerbaycan-Ermenistan, İnsan Hakları-Etnik Azınlıklar ve Kürtler
(2000 Scala Yayıncılık) – Deborah Russo ile ortak yazarlık
3-Hasankeyf ve Ilısu Barajı
(2001 Bumerang Yayınları) – Koray Düzgören ile birlikte editörlük
4-Dicle-Fırat ve Su Sorunu
(2002 Senfoni Yayınları) Koray Düzgören ile birlikte editörlük
5-AB Yolunda Türkiye, değişim için Fırsat mı: yoksa Yol Ayrımı mı?
(2002 Bumerang Yayınları) – Koray Düzgören ile ortak yazarlık
6-Türkiye’de Kürtçe Hakkı
(2002 Senfoni Yayınları) – Koray Düzgören ile birlikte editörlük
7-Ülke İçinde Göç Ettirilen İnsanlar-Kürt Göçü
(2002 Senfoni Yayınları) - Koray Düzgören ile birlikte editörlük
8-Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Dava Götürme Kılavuzu
(2003 Belge Yayınları) –Philip Leach ile ortak yazarlık
9-Kürtlerin Kültürel ve Dilsel Hakları
(2004 Belge Yayınları)
10- İnsan Hakları Şikâyetlerini BM Mekanizmalarına Götürme Kılavuzu
(2004 Belge Yayınları) – Anke Julia Stock ile ortak yazarlık
11- Türkiyede Kürt Çocuklarının İnsani Hakları
(2004 Belge Yayınları)

 




Fondation-Institut kurde de Paris © 2019
BIBLIOTHEQUE
Informations pratiques
Informations légales
PROJET
Historique
Partenaires
LISTE
Thèmes
Auteurs
Éditeurs
Langues
Revues