La bibliothèque numérique kurde (BNK)
Retour au resultats
Imprimer cette page

Tutkular ve Tutsaklar


Auteur : Evîn Çîçek
Éditeur : Pêrî Date & Lieu : 2000, İstanbul
Préface : Pages : 384
Traduction : ISBN : 975 - 8245 39-2
Langue : TurcFormat : 135x195 mm
Code FIKP : Liv. Tur. Cic. Tut. N°117Thème : Général

Présentation
Table des Matières Introduction Identité PDF
Tutkular ve Tutsaklar

Tutkular ve Tutsaklar

Evin Aydar Çiçek

Pêrî

Erkek kadın ilişkisinde, zayıf kişilikler üsten gördüğü otoriteyi güç olarak zayıf altakilerine karşı kullanır. Bunda Kültlerin, ezilen cins olarak kadınların ziyadesiyle paylarına düşeni aldıklarını gözlemlemekteyiz.

Avrupa'ya giden geri kalmış topluların kadınları ve erkekleri orada kendilerine öncelikle bir iş bulma gayreti içine girdi. Bu doğal. Ancak İş bulamayanlar ve ya yasadışı yollarla gidip oturum alamayanlar, değişik yollar aradılar Avrupa'da yaşamak için.

Bunların başında da yabancılarla, daha ziyade Avrupa'nın yerlileriyle evlilik yapmak geliyordu. Başta bu durum erkekler için özendirici de oldu. Daha sonra durm her iki taraf için de çıkar ilişkisine dayanınca işin cılkı çıktı.

Tabii bu gibi durumda olanların başını Kürtler, Türkler ve diğer doğu halkları çekiyor. Ahlak yerleşiyordu, Avrupa’da “para herşey olmaz, olamaz” denen şeyleri alt-üst ediyordu. Elinizdeki kitap; Kürtler de evlilik ve yaşadıkları trajik ilişkilerin yanısıra, kendi toprağından kopanların daha başka nelerinden koptuğunu da gözönüne sergiliyor.

Tutkuyla yola çıkan insanların nasıl da tutsak hale geldiklerini öğreneceğiz...



ÖNSÖZ

Neden böyle bir araştırma yapma geregi duydum? Gördüklerim, gözlemlediğim ilişkiler ve duyduklarım beni böyle bir çalışma yapmaya yöneltti. Sorumluluk duydum. Araştırmalıydım. Yazmalıydım. İnsanlar bilmeliydi. Kimler, Neden, Niçin, Nasıl, Ne amaçla ülkelerinden ayrılıyorlar ve geldikleri yerlerde nelerle karsılaşıyorlar? Sürgünde yașayan Kürt bir insan olarak Avrupa'da yasamak zorunda kaldıktan sonra çok sayıda insanı gözleyebilirle fırsatına sahip oldum. Bilmediklerimi öğrendim, insanlarımız geliyorlar ve ulaşabildikleri yerlerde kalmak, yasamak, hedeflerine ulaşmak istiyorlar. Bu araştırmayı yaparken görüşmek istediğim kişilerden bazıları görüşmeyi kabul etmedi. Bazıları ise önce "evet" dediler sonra da görüşmekten kaçındılar. Bu ilişkileri yașıyorlardı, sonuçlanna katlanıyorlardı ama yaşadıklarının ve kendi anlayışlarına göre verdikleri tavizlerin de bilinmesini istemiyorlardı. Koçgîrî'li memur bir babadan olma ve Ankara Mamak'ta büyümek zorunda kalan bekar bir Kürtün yașamı ve yașadıkları ilginçti. Yaşlı bir bayanla evlilik yapmak zorunda kalmıştı. Yalan üzerine kurulu, sevgi, paylaşma, cinsel uyum, fedakarlığa dayanmayan bir ilişki. Bu ilişki sonucu bu insan tepkici, saldırgan, alkolik olmuştu, içinde bulunduğu durumu, evliliği kabullenemiyordu, ama yürütmek zorundaydı. Kadını seviyor görünmek zorundaydı. Ankara'daki yakınlarına ise "zengin bir kızla evlilik yaptım, durumum çok iyi" diyordu. Kendisinin içine düştüğü yașam koşulları aklını başına getirmemişti. Geride kalanlara, zorluklan, yașamanın bedelini anlatmıyordu. Bu haliyle onları da Avrupa'ya gelmeye teşvik ediyordu. "Yaşam iyi, kadın ve para bol" cümlelerini tekrarlayıp duruyordu, iyi dediği yaşam kendisini insanlıktan çıkarmıştı. Yapayalnızdı. Korunmaya, ilgiye muhtaç durumdaydı. Yine Bingöl'lü bir Kürt, eşini ve çocuklarını ülkede bırakarak gelmişti. Kalabilmek için Fransız bir bayanla evlilik yapmıştı. Kürt eşine karşı saygısız, kaba, ilkel olan bu Kürt, Fransız kadına karşı ise çok kibar, sorumluluğunu bilen bir erkek rolünü oynuyordu.. Kalacak yeri olmadığından kadınla birlikte amcasının evinde bir süre yaşadı. Bu süre içerisinde elbiselerini ütülemeyen,yemeğini geciktiren amcasının eşini yumruklayıp, hakaret etti. İsviçre den kovulmamak, içinde bulunduğu yoksul ortama dönmemek için baba olmayı da kabullenmişti. Sonuçta çok saygılı davrandığı Fransız bayan tarafından bohçası eline verilerek evden kovuldu. Evden ayrılırken alabildiği tek şey bir poşetlik giysileriydi. Bu kişi çevresine "Ben onu dövemiyorum, ama ne yapıyorum biliyor musunuz! Gece yatakta sırt üstü yatıyorum. Kadın hangi tarafımdaysa, o kolumu şak diye kadının göğsüne vuruyorum. İntikamımı alıyorum. O sanıyor ki ben, uyku arasında bilmeden öyle yapıyorum." Köyde emir verdiği Kürt kadınının konumuna düşmüştü. Kendi ortamlarında otoriter olan insanlar aslında çok zayıf olan insanlardır. Başka mekanizmaları olmadığı için toplumsal değer yargılarına ve normlarına sığınarak bu otoritelerini yürütüyorlar. Kendilerinden daha güçlü ve olanaklara sahip birisi olduğu zaman ona da elpençe duruyorlar, yani bisiklet olayı, yukarıya bakıp aşağıya basmak. Otoriter yönetimler altında kişilikleri șekilenen kişiler genelde bu anlayışa sahiptir. Onlar da otoriter olurlar. Çünkü otoriteye karşı çıkamıyorlar. Kendilerinden zayıf olanların üzerinde otoriteyi kurmaya devam ediyorlar. Yani yukardan aldıklarını aşağıya veriyorlar. Bu zayıf kişilikler başka yöntemlerle kendi dediklerini, isteklerini gerçekleştiremedikleri için, zoru, otoriteyi kullanıyorlar. Ve bu erkek görüşme talebimden kaçtı. Bu çalışmanın amacını ve kendisiyle ilgili bildiklerimi söylediğimde şaşırdı, kızardı. Nereden, nasıl öğrendiniz? dedi. İstemediği bir role kendisini zorladı ve dayanamadı, kaldıramadı. Bir kaç yıl sonra sinirleri hasta, güçten ve üretimden düşmüş bir insan olarak göçmen yaşamını hastaneler de sürdürmeye başladı. Bu araştırmayı yaparken amacım ne insanların özel yaşamlarını öğrenmek, ne alay etmek, ne de gülmekti. Kod isimler kullanmayı yeğledim. Yaşamları, içinde bulundukları ilişkiler, geride bıraktıkları insanların durumu ve burada belirli amaçları için alet ettikleri insanların geçirdikleri șarșırtılar, kendilerinin yaşadıkları acılar beni üzüyor ve etkiliyordu. Bireysel hesapları için, Kürt toplumuna zarar veriyorlardı. Yanlış izlenimler oluşturuyorlardı. İnsan ilişkileri, ticarete konu olmuştu. Evlilik veya arkadaşlık ilişkisinde olması zaruri olan duygular, konular parayla ölçülüyor ve pazarlanıyordu. Zorunlu, mecburi evlilik yapanların doyumsuz olduklarını, dışa yöneldiklerini izledim. Tabi ki, durumlarını evlilik yaptıkları insanlardan da gizliyorlardı. Erkekler bir araya geldiklerinde günlük yaşamlarını ve kendi kadınlarıyla olan ilişkilerini de rahatlıkla konuşuyor. Bunun nedeni, özellikle erkeklerin bu kadınları geçici olarak görmeleri, kendilerine yakın, yaşamı paylaştıkları, paylaşacakları birer varlık olarak görmemeleriydi.
İşin en acı yanı insanların hesaplı olarak çıkar temelinde birbirlerine yaklaşmalarıydı. İnsanlar birbirlerini kullanıyorlar. Kimin gücü kime yetiyorsa. Kim kimi kullanabiliyorsa, sömürebiliyorsa. Kadın ve ya erkek fark etmiyor. Maskeler düştüğü an iyi niyetli olan taraf manevi çöküntüye uğruyor. Çünkü ilişkilerin büyük bölümü yalan üzerine kurulu. Aldatılma, kullanılma ve terk edilme duygusu bazı insanlarda depresyonlara yol açıyor. İstemdışı zoraki evlilikler bu insanlarda ağır etkiler bırakıyor. Sevgi, saygı, hoşgörü, paylaşım, ortak düşünce ve duygunun olmayışı, farklı toplumlardan ve kültürlerden oluş, olumsuz sonuçlar yaratıyor.
Bir yanda geriye gönderilme korkusu, bir yanda mecburiyet karşılığında evet denilen evlilikler, kendilerini baskı altında görme ve bu hissi sürekli yaşama, kendi toplumları çevreleri içinde hoş karşılanmama, dedikodu malzemesi olma, ciddiye alınmama, değer görmeme, yadırganma...

Ezilen yada sömürge bir ülkenin insanıysan bazı hastalıklarını, zaaflarını da birlikte taşıyorsun. Bu durumunu bilen fırsatçılar da yararlanmasını iyi biliyorlar. Avrupa da insanlarımız, savaş tüccarlarından kurtulamadılar. Evlilik pazarları oluştu. İnsanlarımızın bu pazarlara düşmesinin nedeni ise ülkemizin sömürge oluşuydu. Özgür topraklarda şekillenen kişilikler, bu pazarlara malzeme olmuyorlar. Avrupa'ya ve Amerika'ya gitmek, insanlarımızda bir tutku. Tutkulu insan amacına ulaşmak için bütün yolları deniyor.
Tutku insanın iradesini kullanamaz duruma yol açınca sonuçta tutsaklık ortaya çıkıyor. Tutsaklık sonucunda kişinin kendisine ve çevresine zarar veren davranışları belirginleşiyor. Tutsaklıkta irade siliniyor ve kalkıyor. Kişilik üzerinde iradenin egemenliği kalmıyor. Ruh dinginliği kişinin kendi kendisiyle ve çevresiyle sürekli bir uyum, denge ve barış içinde olmasıdır. İzleyebildigim kadarıyla ülkede tutsaklığa en yatkın kesimi sınır bölgesi ve iç Anadolu'da yasayan Kürtler arasında gördüm. Yabancı evliliğe yönelen Kürt bayan sayısı parmakla sayılacak kadar az. Bunlar içinde de alevi inançta olanların oranı bu tür evlilikleri gerçeklşştirenler daha fazladır. Bu konuda şampiyonluk erkeklerde. Kırsal kökenli olan erkeklerde belirgin eğilim, oturum hakkını aldıktan sonra köyden bir kızla evliliğe gitmek. Yıllar önce isçi olarak gelen ailelerin okuyan çocukları, yabancı evliliklere yöneliyorlar. Onlarda anlaşma, paylaşım, mutluluğu hedefleme açıkça görülmekte. Kullanım temelinde karsı cinse yaklaşmıyorlar.

Sonuçta sunu söyleyebiliriz. Kendilerini siyasal ve kültürel olarak geliştirmeyen insanlanmız tutkularının tutsakları oluyorlar. Ve bu tutsaklığın bedeli çok ağır!..

Evîn Aydar Çiçek



Ropörtaj -1

'buyurdular evlendim...'

Kendinizi tanıtır mısınız?
Nevroz: 1965 Batman doğumluyum.
Babanız tek evlilik mi yapmıştı?
Nevroz: İki çocuk yeterli görülmediği için, daha fazla çocuk istediği için ikinci evliliği de yapıyor. Ne yazık ki ikinci eşinden çocuk sahibi olamadı.

Kaç yaşmda evlenmenize karar verdiler. Siz tercih yapabildiniz mi?
Nevroz: Üvey annemin yeğeniyle evlendirilecektim. Onbir yaşında evlilik yapmama karar verdiler. Aile büyüklerim tanrı oldular ve bana buyurdular. 17 yaşındaki yeğenle evleneceksin dediler. Amcalarım bu karara karşı çıktılar ve benim için; “ Ellerini ayaklarını bağlar götürürüz. Bizim erkeklerimiz varken nasıl oluyor da bir başka aileye nişan kesiyorsunuz?” diyorlardı. Tabiki mülkiyet sorunundan dolayı bu tavrı aldılar. Bize ait tarlalar başka bir ailenin mülkiyetine geçmemeliydi. Geçerli olan anlayış buydu. Nişanlılık süresi içinde nişanlım bizim eve geldiğinde ben evden çıkar başka bir yere giderdim. Yılan görmüş gibi oluyordum. Bana çocukluğumu da yaşatmadılar. Annem sürekli, “Sen nişanlısın, dışarıya çıkma, dışarda dolaşma, sen artık diğerleri gibi oyun oynayamazsın” sözlerini tekrarlayıp duruyordu. Resmen beni şartlandırdı. 11 yaş ve bu sınırlamalar! 13 yaşında bir gence ilgi duymaya başladım. Sevginin ne olduğunu anladım. Ben onu görünce heyecanlanıyordum. Kapımızı hafif aralar, yoldan geçişini izlerdim. Ne yazıkki o insanla hiç mi hiç konuşamadım. Sadece birbirimize bakıyorduk. Adını dahi öğrenemedim. Unutamadım. Ailem beni yoğun baskı altına almıştı. Evden kaçmayı düşünüyordum, babama olan sevgim benim karar vermemi engelliyordu. Düğün yaklaştığı sırada bir hafta beni eve hapsettiler ve nöbet tuttular. Kendimi öldürmemden korkuyorlardı. Gerçekten de intihar etmeyi düşündüm Kız kardeşime de aynı şeyler yapıldı. Kızkardeşimle ilgili olarak amcalarım isteklerini gerçekleştirdiler.

Evlendiğiniz de regl(aybaşı) olmuş muydunuz?
Nevroz: İki kez regl olmuştum. Zaten şafii mezhebin de olanlar aybaşı olan kızın cinsel ilişkiye girebileceğine, yani evlenebileceğine inanıyorlar...




Fondation-Institut kurde de Paris © 2019
BIBLIOTHEQUE
Informations pratiques
Informations légales
PROJET
Historique
Partenaires
LISTE
Thèmes
Auteurs
Éditeurs
Langues
Revues