La bibliothèque numérique kurde (BNK)
Retour au resultats
Imprimer cette page

Kürt Milliyetçiliğinin Kökenleri


Éditeur : Avesta Date & Lieu : 2005, İstanbul
Préface : Abbas Vali | Robert Olson Pages : 270
Traduction : Fahriye Adsay | Sema Kılıç | Ümit Aydoğmuş ISBN : 975-8637 94-0
Langue : TurcFormat : 130x215 mm
Thème : Histoire

Présentation
Table des Matières Introduction Identité PDF
Kürt Milliyetçiliğinin Kökenleri


Kürt milliyetçiliğinin kökenleri

Modern Ortadoğu'yu şekillendiren milliyetçi hareketler arasinda yalnızca Kürt milliyetçiliği bir ulus-devlet kuramamıştır. Filistinliler ve yakın zamana dek Ermenilerle beraber Kürtler devletsiz milletler olarak kalmışlardır. Öteki Ortadoğu milliyetçiliklerinin doğuşu ve gelişimi üzerine, örneğin Türk, Arap ve belli bir ölçüde Filistin milliyetçiliği üzerine, kapsamlı bir literatür mevcutken, Kürt milliyetçiliğinin kökenleri ve yapısı üzerine tartışmalar oldukça yetersiz olagelmiştir.

Bu derleme böylesi bir tartışmayı başlatmaktadır. Derleme Kürt milliyetçiliğinin kökenlerini tarihsel ve kuramsal bakış açılarından tetkik etmekte ve Kürt milliyetçiliğinin günümüzdeki etkilerini araştırmaktadır. Amacı Kürt milliyetçiliğinin kökenleri üzerine argümanları, yalnızca çatışan tarihsel yorumlar olarak ele almak değil aynı zamanda, bu argümanları Kürt milletinin kimliği ve meşruiyetine dair stratejik ve can alıcı öneme sahip tartışmalar olarak görmektedir.

 


TÜRKÇE BASKIYA ÖNSÖZ

Bu derleme Kürt milliyetçiliğinin tarihi, başlangıcı ve gelişim seyrini tartışmaktadır. Bu konu, modern Türk tarihsel söyleminde bir yer edinememiştir; resmi tarih yazımında ise en az değinilen konulardan biridir ve Türk akademisinin içinde ve dışında özerk bir inceleme ve araştırma konusu olma vasfını henüz kazanamamıştır. Bu söylemsel kapanmanın ve dışlanmanın nedenlerini anlamak hiç de zor değildir. Kürt milliyetçiliği üzerine tarih yazıları, yakın zamana değin, modern Türk ulus-devletinin inkar edilen ötekisi olan bir "öznenin" söylemi ve pratiğini betimler. Kürt milliyetçiliği üzerine tarih yazıları, Kürt ötekinin doğuşu ve gelişimini kayıt altına almaktadır. Ötekine tarihsel bir özne olarak; Kürt siyasetinin, yani inkarın yadsınması, siyasal açıdan tanınma ve haklar mücadelesinin öznesi olarak; bugününü temellendirecek bir geçmiş, ve yarınını tartışacak bir zemin vermektedir.

Bu derlemedeki makaleler ötekinin sesiyle aktarılan bir geçmişi dillendirir. Türkiye'deki Kürtler bu geçmişi egemenle paylaştıkları halde bundan dışlanmış; özü itibariyle tarihleri, iktidar tarafindan onlardan çalınmıştır. Egemenin ötekinin sesini inkar etmesine ve bastırmasına bu yüzden karşı çıkmakta; Kürtleri bastırarak onların tarihten yoksun olduklarını göstermek isteyen iktidarın tarihe dayattığı "suskunlukla" mücadele etmektedirler. Modern Türk tarih söylemi bu suskunluğu barındırmayı "öğrenmiş" ve bu yoksunluğu daim kılarak, Kürtleri tarihten saklamıştır. İktidar Kürtleri, tarih yazımı içinde/tarafından kıskançlıkla korunan siyasi bir boşluğa hapsetmiştir. Kürtleri "öznelliklerinden" mahrum bırakan ve onları tarihte hiçbir sesi olmayan varlıklara çeviren basttrılma-suskunluk-yoksunluk stratejisinin inşası ve daim kılınmasında tarih disiplini, iktidara diğer disiplinlerden daha çok yardımcı olmuştur. Kürtler ancak konuşmayarak konuşabilmişlerdir. Foucaultcu bir dille söyleyecek olursak, iktidar ve tarihsel söylem, asıl amacı kendi söylemsel ve siyasi birliğini tehdit eden "farklılıkları" bastırarak yekpare ulusal/egemen kimliğini korumak için tarihsel bilgiyi kullanmak olan bir "hakikat rejimi" inşa etmiştir. Söylem ve pratikte Kürt kimliğinin kurucu öğelerinin bastırılmasının egemenin kimliği ve birliği açısından halen elzem olması, Kürdün modern Türk tarih ve siyasetinde iktidarın namevcut göstereni olduğu acı gerçeğini gözler önüne sermektedir. Kürt kimliği ve tarihinin hâlâ bastırılıyor olması, ötekiliğin ayak dirediğini ve bu ötekiliğin özünde bastırmanın travmasının yattığını gözler önüne sermektedir: Kürt kimliği, egemenin kimliğini tanımlayan farklılıklar düzleminde mevcudiyetini sürdürmektedir.
O göstermeden göstermekte; sadece yokluğuyla mevcut olabilmektedir. Son yıllarda, yani Türkiye'nin AB'ye girme siyaseti güttüğü; bunu takiben Türk hükümetinin arkaik olan siyasi ve hukuki süreç ve pratikleri demokratikleştirmeye ve reforma tabi tutmaya çabaladığı bir dönemde, Türkiye'deki Kürtlerin statüsünü tanımlayan paradoks budur. Toplumda "mevcut" olan ama temsil gücü olmayan, egemeni ihlal etmeyecek bir şekilde kendini temsil edemeyen bir "öznenin"; tarih ve siyaset sahnesinde "anlamı/temsili" olmayan bir öznelliğin paradoksudur bu. Kürtlerin şu anki statüsünü belirleyen bu paradoks, aynı zamanda, iktidar yapısının ve Avrupalı "olma" yolunda izleneceği beyan edilen liberalizasyon ve demokratikleşme niyetlerinin merkezindeki boşluğa da işaret eder.

Kürtler eğer konuşacaklarsa, kendilerinden çalınan tarihleri üzerinde yeniden hak iddia etmeli; eğer modern Türk tarihinde bastırılmış kimlikleri üzerinde hak iddia edeceklerse konuşmalıdırlar. İnkar edilmiş bir kimlik ve çalınmış bir tarih arasındaki diyalektik savrulma, Türkiye'de modern egemenliğin kurulma anında Kürt ötekiliğinin yaratılmasıyla başlamıştır. Bu da, Kürt ötekiliğini barındıran bastırma ve inkarın travmasıyla yüzleşilmediği sürece, bahsi geçen diyalektiğe içkin olan şiddetin eksilmeden devam edeceğine işaret eder. Bu yüzleşme, egemen ile Kürtler arasındaki ilişkinin tarihine yeni bir bakış, iktidar tarafından damgalanmamış yeni bir tarihsel anlatı, Kürtlerin şiddete uğramış geçmişleri üzerinde konuşarak yeniden hak iddia etmelerine olanak tanıyan ve ötekinin sesini bastırmayan bir tarih anlatısı gerektirir. Geçmiş üzerinde hak iddia etmek, suskunluğa bir son vermek, ve dolayısıyla Kürtlerin tarih içerisindeki mevcudiyetlerini ilan etmektir. Öteki olarak Kürdün mevcudiyeti, iktidar tarafından uygulanan inkar ve bastırmanın reddi vasfıyla, kaçınılmaz olarak iktidann bir eleştirisidir. Benjamin'den alıntılayacak olursak, "şiddetin eleştirisi, onun tarihinin -bu tarihin- felsefesidir, zira şiddetin zamansal verilerine eleştirel, ayırd edici ve kati bir yaklaşımı mümkün kılan gelişiminin düşüncesidir ancak" (Reflections, 1968. s.299). O halde bu felsefenin siyasi ethos'u açığa çıkarılmalı, ve eğer Türkiye'de yeni ve demokratik diyebileceğim bir başlangıç yapabilecekse, bunun resmi söylemdeki temel mantığı yapıbozuma tabi tutulmalıdır. Ötekine tarihteki ve siyasetteki sesini iade etmek bunu yapmanın bir yoludur. Ötekinin konuşma, kendi kimliğini, egemenle farklılıklarını ifade etme haklarını iade etmek, Kürt ötekiliğini sona erdirmek için atılmış bir adım olmanın dışında, Derrida'nın bir sözünü buraya uyarlayacak olursak, ötekinin sesi bastırıldığı müddetçe elden kaçmaya mahkum olan bir adaletin de olabilirlik koşuludur (Force of Law: the Mystical Foundations of Authority 1992).

Siyasi ve hukuki sürecin demokratikleşmesi Türk siyaset sahnesini aşamalı olarak değiştirmekte ve onunla birlikte Kürtlerin de Türk siyasetindeki konumu da değişmektedir. Her ne kadar bu aşamalı ve aksak dönüşümün dinamikleri Türkiye'nin dışından, AB'nin siyasi ve hukuki süreçlerinden kaynaklansa da; Türk siyasi güçleri bu güne dek meşru bir biçimde "hukukun gücüne", yani devlete, sığınmak suretiyle reddettikleri meseleleri artık kaale almak ve bunlara cevap üretmek zorunda kalmışlardır. İsteksiz demokratlar, dehşete düşmüş sosyalistler, ürken muhafazakarlar ve paranoyak milliyetçiler, kendilerini Kürt kimliği ve siyasi ve kültürel hakları konusunu şimdilerde yeni bir bağlamda ele almak zorunda buluvermişlerdir. Kürtler halen egemenin ötekisi olmaya ve "hukuk ve şiddetin eşiğindeki" boşlukta kalmaya devam etseler de, ortada yavaş ve zorlu bir demokratik değişim sürecinin başladığını gösteren cesaret verici işaretler, ama yalnızca işaretler, yok değildir. Burada hemen, sözümona "güneydoğu" denilen tarihsel yaşam alanlarında, veya Türk metropolleri içinde ve çevresindeki diasporalarda bulunan Kürtler hakkında; onların tarihleri, cemaatleri, ekonomik hayatları, kültürleri, dilleri, müzik ve gelenekleri hakkinda son dönemde akademi içi ve dışından kaynaklanan söylem çoğalmasına değinilmesi gerekmektedir. Her ne kadar genelgeçer bir biçimde "güneydoğu" olarak adlandırılan -ve aslında söylemdeki suskunluğu-yoksunluğu sürdürmek için iktidar tarafından dayatılan bu terimin tekabül ettiği- o oldukça tuhaf coğrafi, kültürel ve toplumsal birimin sessiz mensupları olarak da olsa; şimdilerde Kürtler hakkında konuşmak, Kürtleri çalışmak ve Kürtler hakkında yazmak neredeyse bir moda olmuştur. Bu söylem çoğalması iktidarın müteyakkız bakışları altında ve sınırları nispeten bulanık bir meşruiyet dahilinde gerçekleşse de, Türkiye'de Kürtler ve Kürt kimliğine dair iktidarın algı ve işleyişinde büyük bir değişime işaret etmektedir. Kürtlerin sosyal ve siyasi söylemin, akademideki tarihsel, ekonomik ve psikolojik araştırmaların ve medyanın, özellikle de basının, konusu haline gelmeleri, iktidar süreç ve pratiklerine dahil edilmelerinin başlangıcını gösteriyor olabilir. İktidar, bu araştırmalar sonucunda üretilen bilgi türlerine nadiren ihtiyaç duyagelmiştir/duymaktadır.

Bunlar, iktidarın işleyişindeki değişimin topyekün parçası olup, Türkiye'de egemen güç tarafından uygulanan inkar ve baskı stratejilerinden tamamen farklı, yeni tahakküm ve kontrol stratejilerinin doğuşuna işaret etmektedirler. Eğer Foucault'ya inanacak olunursa, egemen-hukuki iktidar yavaş yavaş bio-iktidara, disiplin ve yönetişime, "ölüm üzerinde iktidardan" "yaşam üzerinde iktidara" doğru kaymaktadır (History of Sexuality, c. 1. 1978). Eğer bu hakikaten böyleyse, Foucault'yu izleyerek, Türk toplumunun modernliğin eşiğine henüz geldiğini mi düşünmeliyiz? Eleştirel akıl bizleri, günümüz Türkiye'si üzerine yapılan tarihi ve siyasi araştırmalardaki bu tür kuramsal genellemelere karşı uyarsa da, Türkiye'deki Kürtlerin 1923'ten bu yana tarihleri ve kaderleri sözkonusu olduğunda, yukarıda söz edilen hususlarda Foucault ile hemfikir olmamak elde değildir.

Günümüz Türkiye'sinin yavaş ve çok tartışmalı demokratikleşme süreci sonucunda Kopenhag Kriterleri'nin kabulüne dair bir uzlaşma sağlanırsa, Kürtlere en nihayetinde bir "azınlık statüsü" tanınabilir. Bu onların modern Türk tarihi içinde tanınmalarını sağlayabilir. Hatta, kendilerinden çalınan tarihi geri kazanmalarında yolun yarısı bu sayede katedilmiş bile olabilir. Ancak sözkonusu gelişme, Türkiye'deki egemenin kimliği değişmediği müddetçe, Kürtlerin hukuki ve siyasi zeminde tam bir temsiliyet kazanmalarını sağlayamayacaktır. Başka bir yerde öne sürdüğüm gibi" (Vali, 1998), egemen gücün kimliğinin etnik bağlamından çıkarılması, Türkiye'deki Kürt sorununun demokratik çözümünün esasıdır. Bu değişim gerçekleşmezse, etnik azınlık kavramının kendisi yekpare bir etnik kimliğe sahip egemen iktidar tarafından belirlenen siyasi ve hukuki düzlem içinde "kültürel bir artık" olmaktan öteye geçmeyecektir. Bu nokta, Türkiye'de (ve İran'da) Kürt sorununun çözümünü, Kürtlerin siyasal süreçte eşit olarak tanınmaları, eşit katılımları için vatandaşlık kavramının demokratikleştirilmesinde ve anayasal reformda arayanlar için önemli sonuçlar banndırmaktadır. Bu argümanlar temel bir kuramsal ve siyasi noktaya açık bir biçimde gözden kaçırmaktadırlar: Daha demokratik bir vatandaşlık kavramı, kendi başına, Kürtlerin eşit siyasi temsilini sağlayamaz. Vatandaşlık konusunda yapılacak herhangi bir anayasal reform ve demokratikleşmenin olmazsa olmaz önkoşulu, siyasi gücün kimliğinin radikal bir biçimde değişmesidir. Bu, egemene etnik bir kimlik atfeden tüm tanımların anayasadan çıkarılması anlamına gelmektedir. Herhangi bir anayasal reform ve demokratik vatandaşlık tanımının gerçekten etkili olabilmesi için, egemenliğin etnik olmayan bir biçimde yeniden belirlenmesi gerekmektedir. Bazı Kürt solcular ve Türk (ve İranlı) liberal milliyetçiler tarafından Kürt sorununa önerilen bu gibi çözümlerde, bu nokta açıkça gözden kaçmaktadır. Onlar, milli egemenlik ilkesi henüz icad edilmemiş ve modern ulus-devlet iktidarının etnik bir kimliği yokmuşçasına fikir yürütmektedirler. Oysa, maalesef vardır. Demokrasi bizlere sadece çoğunluğun egemenliğini sağlamakla kalmamış, aynı zamanda ulus-devletteki siyasi güce etnik bir kimlik dayatmıştır.

Abbas Vali
İstanbul, Mayas 2005


ÖNSÖZ

Mazda yayınevi Kürt Çalışmaları dizisi editörü olarak okuyuculara Kürt milliyetçiliğinin kökenleri yazılarını, dizimizin dördüncü kitabı olarak sunduğum için mutluyum. Derlemedeki yazılar Kürt milliyetçiliği, Ortadoğu milliyetçiliği ve genel olarak milliyetçilik üzerine çalışan akademisyenlerce yazılmış olup, teorik açıdan yaratıcı, kavramsal açıdan derin ve tarih yazımı açısından kapsamlı çalışmalardır. Elinizdeki kitabı derleyen Abbas Vali'nin büyük bir tevazuyla ifade ettiği gibi, bu yazılar sadece öncü bir yazı dizisinden ibaret değildir. Sözkonusu yazılar uzun zamandır araştırma yapan, görüş alış verişinde bulunan ve konumlarına dair aralarında tartışan uzmanlarca yazılmıştır. Okuyucular, Kürt milliyetçiliğinin kökenleri ve gelişimine dair ve doğal olarak genel milliyetçilik konusunda ilkselci, etnisist, tutarlılıkçı (coherentist), inşacı-modernist ve tarihsel-materyalist tasavvurları okurken çok zevk alacaktır. Kitabı derleyen ve katkıda bulunanların açıkça ifade ettikleri gibi, uzmanlık alanları, ve konuları halen sürmekte olan bir tartışmayla ortaya çıkmıştır.

Bu derlemedeki çalışmalar gerçekten çığır açıcıdır. Makaleler Kürt milliyetçiliğinin gelişimine ve içinde bulunduğu şartlara dair özgün teorik açılımlar ve yeni metodolojik yaklaşımlar sergilemekle kalmamış, aynı zamanda bunları yaparken genel milliyetçilik tartışmalarına da katkıda bulunmuşlardır. Bu çalışmalar Kürt milliyetçiliğine odaklanırken, benim görüşüme göre sadece Türk, Arap, Fars ve Ermeni milliyetçilikleri üzerine çalışan akademisyenlere değil aynı zamanda Avrupa, Asya ve Afrika milliyetçilikleri üzerine çalışanlara da önemli araçlar sağlamaktadır. Bu makaleler Kürt milliyetçiliğinin şu anki durumuyla milliyetçilik çalışmalarının en ikna edici tarih yazımının örnekleri konumundadırlar. Bu noktadan itibaren, "öteki" milliyetçiliklere dair çalışmaların bu derlemedeki yazılardan etkileneceğini söylemek olasıdır. Bu derleme, Kürt çalışmalarında hepimizin beklediği dönüşümün habercisidir. Bravo Abbas, Amir, Hamit, Martin ve Nelida. Sizleri saygıyla selamlıyoruz.

Robert Olson




Fondation-Institut kurde de Paris © 2017
BIBLIOTHEQUE
Informations pratiques
Informations légales
PROJET
Historique
Partenaires
LISTE
Thèmes
Auteurs
Éditeurs
Langues
Revues