Ateşkes ve Yankılarι
A. Kadir Konuk
Ağrı Yayınları
"Biz, ordu birlikleri üzerimize gelmedikçe ve çok zorunlu bir meşru savunma durumuna düşmedikçe, 20 Mart'tan 15 Nisan'a kadar ateş etmeyeceğiz, herhangi bir saldırıda bulunmayacağız. İster gösteriler sırasında olsun, ister bu süre dahilinde olsun, gelişecek saldırılar kesinlikle bizden kaynaklanmayacaktır. Böylelikle uluslararası, Türkiye ve Kürdistan kamuoyunun bir barışa imkan sunulması biçimindeki dileğine de karşılık vermeye çalışıyoruz. Olası bir siyasi çözüm yoluna kendimizi hazır tuttuğumuzu belirtmek istiyoruz." ...
ÖNSÖZ
1993 yılının bahan, büyük heyecan ve korku içinde bekleniyordu. 15 Ağustos 1984 tarihinde PKK önderliğinde başlayan gerilla savaşı, kısa sürede ezilmeyip kesintisiz bir şekilde gelişmeye devam edince, takip eden bütün yılların bahar mevsimleri, hep PKK ile TC arasındaki savaşm nasıl bir boyut kazanacağı konusunda merak ediliyor ve heyecan yükseliyordu. Ama 1993 bahannm daha farklı bir özelliği vardı; onun uyandırdığı merak, korku, heyecan, coşku ve umutlar, geçen savaş yıllannm üst üste yığdığı birikimlerin toplamı oluyordu.
Ayrιntılanyla yoruma girmeden belirtelim ki, 1993 baharının çok kanlı ve şiddetli geçeceği kesindi. Kürdistan, Türkiye ve sorunla ilgili dünya kamuoyunun bu yönlü yaşadığı bir tedirginlik vardı. TC, kullanabileceği bütün kozlarι devreye koyarak, bütün müttefiklerinin ve işbirlikçilerinin desteğini alarak PKK’yi Kuzey ve Güney Kürdistan parçalarından kuşatmaya çalışıyor ve adına “Sandviç Harekatı” denilen bir yönelimle onu imha ya da tasfiye etmeyi hedefliyordu. Güney Savaşı olarak tarihe geçen bu savaşta PKK, beklentilerin çok ötesinde kahramanca bir direnişe geçiyor ve tarihinin en büyük ezilme tehlikesini atlatarak yenilmezliğini kanıtlama başarısını gösteriyordu.
Güney Savaşı bir ayı aşkın süre devam etmişti. Ancak her şey sonuçlanmış değildi, ölüm-kalım savaşı devam edecekti. TC’nin PKK’ye yönelik ezme politikası “iç harekat” adı altında sürdürülecekti. Araya giren kış mevsiminin muhalefeti nedeniyle, bu harekat esas olarak bahara sarkmış ya da ertelenmişti.
Hiç şüphesiz PKK de, gerisinde emperyalizmin ve işbirlikçiliğin bulunduğu TC’nin karşı-devrim cephesinin olası bütün yönelimlerini dikkate alıyor ve ona göre 1993 yılını askeri-siyasi olarak planlayıp hazırlanıyordu. TC kör şiddetten başka bir şey düşünemezken, yine ne pahasına olursa olsun bu politikayla PKK’yi ezmeyi hedeflerken, PKK, savaşιnι ulaştığı bu seviyede ve böylece Kürdistan sorununun dünya kamuoyunun gündemine iyice oturduğu bir dönemde TC’nin bu politikasını ciddi bir boşluk olarak değerlendirecek ve bu temelde yeni yöneliminde beklentilerin tersine güçlü bir siyasi çıkışı gerçekleştirecekti.
Tarih, 17 Mart 1993. Yer, yıllardır süren savaşın yıkık-dökük bir ülkeye dönüştürdüğü Lübnari’nın Bar Elias kasabası. PKK Genel Sekreteri Abdullah Öcalan, 30’a yakın basın-yayın mensubunun önünde, günler öncesinden kamuoyunu merak içinde bırakan, heyecanlandıran açıklamalarda bulunuyordu. Bu açıklamaların samimiyeti için, tek taraflı olarak 20 Mart -15 Nisan 1993 tarihleri arasında ateşkes ilan ediliyordu. Bütün dünyada tahminlerin ötesinde yankı yaratan bu siyasi çıkış, TC’yi oldukça hazırlıksız yakalarken, 1993 baharının da kansız geçmesini sağlιyordu.
Ateşkes ilanını, TC devletinden tutalım hemen hemen her çevre ve kişilere kadar herkes kendi kavrayışına göre değerlendiriyordu.
Söz konusu bu değerlendirmeleri burada yorumlamayı gereksiz görüyoruz. Nitekim okuyucuyu belli sonuçlara ulaş-tıracak görüşlerin hemen hepsini bu kitapta bir araya getirmeye çalıştık.
Elinizdeki bu kitap derlenip dizgiye verildiği sırada Abdullah
Öcalan, yine aynı yerde 16 Nisan 1993 günü yaptığı ikinci basın toplantısında, bu kez tek taraflı ateşkesi koşullu olarak süresiz uzatıyordu. Kısa bir süre sonra TC Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın kuşkulu ölümü gündeme geldi. Bundan başlamak üzere, sorunun çözümüne tarihi fırsat sunan ateşkesin belirlediği gündem unutulmaya ya da unutturulmaya çalışıldı. Operasyonlar çeşitli biçimlerde devam ettirildi. Köyler yakıldı-yıkıldı, boşaltıldı. İnsanlar tutuklandı, işkenceden geçirildi. Gerillalara yönelik nokta operasyonları gerçekleştirildi ve onlarca gerilla bu saldırılarda katledildi. Bütün bunlar tartışmasız birer gerçek olarak gözler önündeyken, Bingöl’de gerilla savunma içinde misilleme hakkım kullanınca, bir anda TC ve onun basm-yayınιndan feryatlar yükselmeye başladı: “PKK barışı dinamitledi”, “Günah bizden gitti” vs. vs. İkiyüzlülüğün bu kadarınι ifade edecek deyimin Türkçede bulunmadığını belirtmek, gerçeği vurgulamak için yeterli olsa gerek.
Okuyucunun da asıl gerçeği, kitaptaki bu çeşitli değerlendirmeler bütününde göreceğine inanıyoruz. Yine ateşkes sürecinde PKK’nin ve TC’nin bu tarihi firsatı nasıl ele aldıkları, hangi yönelimler içerisine girdikleri dikkatle incelenirse, Kürdistan sorununun boyutları ve onun çözümü konusundaki görevler daha da netleşmiş olacaktır. Kitap, bu özelliğiyle bir belge niteliğindedir.
31 Mayıs 1993
Ağrı Yayınları
Giriş
Bir zamanlar Kürdistan’da iki jandarma bir köyün bütün erkeklerini önlerine katıp karakola götürebiliyor, orada canlarι istediği gibi dövebiliyor, istedikleri kadar tutabiliyor, sonra da geri gönderebiliyorlardı.
Bir zamanlar Kürdistan’da köylüler zamanlannın önemli bir bölümünü mahkeme kapılarιnda geçiriyor, çok basit nedenlerden bile birbirlerini mahkemeye şikayet edebiliyorlardı.
Bir zamanlar Kürdistan’da ağalar vardı. Her ağanın birçok köyü, bu köylerde yaşayan toprak köleleri vardı. Ağalar köylerini insanlarιyla birlikte satılığa çıkarabiliyorlardı. İstedikleri köylüyü köylerinden sürebiliyor, istediklerine sövüp, istediklerini dövebiliyorlardı.
Bir zamanlar Kürdistan’da şeyhler, seyitler köylünün ekmeğinin, aşının ortağı olmuşlardı.
Ve yine bir zamanlar Kürdistan’da öğretmenler öğrencilere zorla Türkçe öğretiyorlardı. Öğrencilerin evlerinde bile Kürtçe konuşmaları yasaktı.
Kürdistan topraklarι işgal altındaydı ve işgal altındaki her ülkede neler yaşanılıyorduysa Kürdistan’da da onlar yaşanıyordu.
Fabrika yoktu, yol yoktu, sağlık kurumlarι yoktu.
Halk beslenemiyor, bulduğunu yemekle yetiniyordu.
Bu nedenle Kürt’ün adı soğanla, bulgurla birlikte anılır olmuştu. Kürt’ü aşağılayan sözler türetilmişti. Kürt ayrandan başkasını bilmezdi kimilerine göre. Hatta öyle aşağılık bir söz çıkarılmıştı ki, Kürt’ün bayram bilmediğini söylüyordu bu söz.
Oysa Kürt gasbedilmiş özgürlüğünün özlemiyle yanıp tutuşuyor, insanca yaşamanın mücadelesini veriyordu.
Ne zaman haklarınι istemek için başım biraz doğrultsa hemen üstüne asker, jandarma gönderiliyordu.
Ne zaman başını birazcık doğrultsa işgalciler “Eşkiyayı ezeceğiz” diye bağırmaya başlıyorlardı.
Son yıllarda Kürdistan’da bir şeyler değişmeye başlamıştı. Artık ağalar bildiklerini okuyamıyor, şeyhler, hocalar, seyitler canlarι istediği gibi halkı kandıramıyor, köylüler küçük nedenlerden dolayı kavga etmiyor ve en ilginci de mahkemelere gitmiyorlardı.
Kentlerdeki, kazalardaki mahkemeler iş bulamaz olmuşlardı.
Artık davalara gerilla bakıyordu. Halkın arasındaki çelişkileri ge¬rilla çözümlüyordu.
İşgalciler önceleri bilinçli olarak yolsuz bıraktıklan yerlere, en ücra mezralara bile yol yapmaya başlamışlardı. Bunu halkı çok sevdik¬leri için değil, gerillayı daha iyi izleyebilmek, imha edebilmek için yapıyorlardı.
Artık iki jandarma, değil bütün köyün erkeklerini bir çocuğu bile kolayca götüremiyordu.
Önceleri tek silah sesi bile korku yaratırken artık küçücük çocuklar zırhlı işgal araçlanna taşlarla yanıt veriyorlardı.
Kürdistan’da hızla bir şeyler değişiyordu.
Halk artık kendisini kimin yönettiğini eylemleriyle ortaya koymaya başlamıştı. Ölümse ölümdü. Bunca yıl yaşanılanın ölümden ne farkı vardı ki?
Kepenkler kapatılıyor, gösteriler yapılıyor, bombalanıp yıkılan evlerin yerine yenisi yükseltiliyor, halk dişiyle, tırnağıyla toprağma sarılıyordu.
Kürt halkı bir kez neyin kendi yararına olduğunu görmüş, öğrenmişti. Setler yıkılmıştı bir kez. Korku altedilmişti.
İnsanlığın varoluşundan bu yana ortaya çıkan savaşlardan hiç biri başladığı günkü gibi aynı hızla devam edip sonra ermemiştir.
Deyim yerindeyse, savaş ustalık gerektirmektedir. Uygun anda hücuma geçemeyen, gerektiğinde geri çekilmesini bilmeyen, kendi güçlerini iyi mevzilendiremeyen ya da en hareketli biçime sokamayan, düşmanın güçlerinin durumunu iyi bilmeyen ve planlarım üstünkörü yapan bir komuta gücü ne olursa olsun daha baştan savaşı yitirmiş demektir.
Savaşan her güç en kısa zamanda zafere ulaşmayı ister. Ama zafere giden yol dümdüz değildir. Savaşιn ne kadar süreceğini de hiç kimse ...
A. Kadir Konuk
Ateşkes ve Yankılarι
Ağrı Yayınları
Ağrı Yayınları
PKK'nin tek taraflı ilan ettiği
Ateşkes ve Yankılarι
Derleyen: A. Kadir Konuk
Weşanen Serxwebûn 52
Birinci baskı: Haziran 1993
Herausgeber:
Agri Verlag
Vogelsanger Str. 286
D-50845 Köln