La bibliothèque numérique kurde (BNK)
Retour au resultats
Imprimer cette page

Türk Ahlakı


Auteur : Ziya Gökalp
Éditeur : Türk Kültür Yayını Date & Lieu : 1975, İstanbul
Préface : Pages : 224
Traduction : ISBN :
Langue : TurcFormat : 135x190mm
Code FIKP : Liv. Tr. Gok. Tur. 1023Thème : Sociologie

Présentation
Table des Matières Introduction Identité PDF
Türk Ahlakı

Türk Ahlakı

Ziya Gökalp

Türk Kültür Yayını


İçtima, mutlak bir surette müteaddid insanların biraraya gelmesi demek değildir. Bazan bir çok insanlar bir yerde toplandıkları halde içtima etmiş bulunmazlar, Nasıl ki «Müvellid-ilma ve müvellid-il humu- za» biri birine karışık bulunması kimyevi bir imtizaca düçar olmalarını iltizam etmez.

İnsanlar arasında içtima hadisesi, dereler arasındaki imtizaç hadisesinin aynıdır. Zerreler imtizaç şeklindeki terkipten başka ihtilât suretinde de terkip ettikleri gibi insanlar da bazan içtima halinde, bazan ihtilât halinde birleşirler. ihtilât



İHTILAT VE İÇTİMA

İçtima, mutlak bir surette müteaddid insanların biraraya gelmesi demek değildir. Bazan bir çok insanlar bir yerde toplandıkları halde içtima etmiş bulunmazlar, Nasıl ki «Müvellid-ilma ve müvellid-il humu- za» biri birine karışık bulunması kimyevi bir imtizaca düçar olmalarını iltizam etmez.

İnsanlar arasında içtima hadisesi, dereler arasındaki imtizaç hadisesinin aynıdır. Zerreler imtizaç şeklindeki terkipten başka ihtilât suretinde de terkip ettikleri gibi insanlar da bazan içtima halinde, bazan ihtilât halinde birleşirler. ihtilât halinde iken müvellidilma ve müvellid-il humuza zerrelerinin her biri kendi ferdiyetini muhafaza eder. İmtizaç ettikleri zaman ise artık ne müvellid-il humuza zerresi ne de, müvellid-ilma yoktur. Meydanda yalnız su zerreleri vardır, insanlarda da yalnız ihtilât halinde her fert kendi ferdiyeti ile meşbu bulunur. Meselâ: sizinle ben bir ihtilât halinde birleştiğimiz zaman, ben kendimi size beğendirmeğe çalışırım. Siz de kendinizi bana beğendirmeğe uğraşırsınız. Bu esnada ruhumuzda hakim olan duygular (ben) hissidir. Vakıa, bu hissimizi açıktan açığa göstermek istemeyiz. Bunun için gayet dolaşıklı yollardan yürürüz. Ben sizin faaliyetlerinizden bahsederim, bunun neticesi olarak siz de benim meziyetlerimi sayarsınız. Yahut ikimiz birleşerek başkaları hakkında dedi kodu yaparız. Onlardaki kusurları görmemiz bizim o noksanlardan beri olduğumuz zannında bulunuruz.

İhtilât hali yalnız iki kişi arasında vuku bulmaz. Bir çok fertlerden mürekkep büyük heyetlerde de bu hal görülebilir. Ekseriya salonlar, mesireler bu haldedir. İhtilât halinde iken ruhlarda hakim olan his (Te- fahürcülük) yahut (had pesendlik) diye tercüme edebileceğimiz (vanite) cfir. ihtilâtı içtimadan ayıran en bariz alâmet birincisinin fertleri hadpesentliğe sevket- mesi, İkincinin ise bilâkis bu histen tecrid eylemesidir. İçtima halinde insanlar ferdiyetlerini tamamiyle unuturlar. Ruhlarını ihtilât zamanında mevcut olmayan bir heyecan istilâ eder ki buna (Vecdenthousiasme) diyoruz. Bu vecd hangi fikri bir hale gibi kuşatırsa ona bir (mefküre) mahiyeti verir. Bu anda artık «ben» «sen» yoğuz; yalnız mefküre süratinde ruhumuzda yanan yeni temayüllerimiz vardır. Bu temayüller eski temayüllerimize hiç benzemez. Çünkü eski temayüllerimiz (nefsimize tapmak) esasına müstenid olduğu halde bu yeni temayüller ferdiyetimizden mefkürelere samimi ibadetler fedakârlıklar ister.

İçtima halinde ruhumuz İlâhi bir iman mabedi, mukaddes bir mefkure haremi olduğu İçin; artık oraya hodpesendlik—tefahürcülük gibi; nâmahrem duygular giremez. Bu duyguları taşıyan bir adam içtimaa dahil olduğu zaman; eğer içtima kuvvetle tesis etmiş ise ferdi temayüllerini izhar edemiyerek içtima-ı ruh içinde erimeğe mecburdur.

Fakat Ruhların yeni imtizaca başladığı; henüz tamamiyle kaynaşmadığı anlarda böyle bir fert bir içtima meclisini ihtilât mecmuuna kalbedebilir. Çünkü bir adamın ferdiyetçi olması; diğerlerindeki gizli ferdiyetleri uyandırmağa sebep olur Tefahürcü fertler işte bu sebeple her nevi içtimaların inhilâline sebep olabilirler. İçtimaları idare edenleri bu gibi fertlere mütbasar ( ) olması içtimain hıfz-ı sıhhasının esaslı kaidelerinden birini teşkil eder.

Bazı edipler ve bazı ruhiyatçılar içtima halinde fertlerin gerek akılca gerek ahlâkça aşağı seviyeye düşdüklerini iddia etmişlerdir. Meselâ mûpasan ( ) şöyle yazıyor: «Kaç defa dikkat ettim ki zekâ yalnız yaşadığımız zaman büyüyor ve yükseliyor. Yeniden insanlarla ihtilâta başladığımız zamanda ise, azalıyor ve alçalıyor. Çünkü gerek temaslar, gerek söylenen ve bizi işitmeğe, dinlemeğe ve cevap vermeğe mecbur eder sözler mefkurelerimize tesir icra ediyor. Bir çok ferdin vasati zekâsı suretinde bir seviye teşkil ediyor. Münferit olan her fert, insanların büyük kitlesine katıldığı zaman infirad halindeki zihni, içtihad, âkılâne teemmül ve nüfuz; nazar-ı husu- seleri derhal zail olur. (Seykel) in (Tardın) (Niçe)nin buna mümasil sözleri vardır. Fakat biraz düşünülünce anlaşılır ki bu kanaatlar bir taraftan ihtilât ile içtimain, diğer taraftan ferdi hususilerle, şahsi hususilerin tefrik edilmesinden husule gelmiştir.

Evvelâ şikâyet olunan toplantıların ekserisi ihtilât suretinde olan toplantılardır. Filhakika insan böyle b:r toplantıya girdiği zaman aklî ve ahlâki bir tedenniye düçar oluyor. Çünkü her toplanma içtima mahiyetinde olmadığı gibi, her yalnızlık da (adem-i içtima) mahiyetinde değildir. İnfirad halinde iken ya o- kur, yazar, düşünür yahut resim gibi bir şeyle iştigal eder. Okuduğumuz zaman ya bir gazetenin, yahut bir kitabın (âmme-public) si dahiline yani bir içtima zümresine girmişiz demektir. Yazdığımız zaman da böyle bir âmmeye biz hitap ediyor, onu biz idare ediyoruz demektir.

Düşünmekde ekseriyetle mefkûreleri, İçtimaî gayeleri zihnimizde yaşamak demektir. Musiki ve resme gelince bunlarda birer âmmenin müşterek zevkine tealluk eden faaliyetlerdir. Hasılı ihtilât halinde iken ferdi bir hayat yaşadığımız halde, ekseriya yalnız yaşadığımız zamanlar, içtima hayatları yasarız. Mütekif (itikâf eden) ler, münzeviler İçtimaî hayattan ferdi hayata kaçanlar değil, belki lâ mukaddes ve ferdi olan ihtilâti hayattan mukaddes ve şahsi olan hayata iltica edenlerdir. Ihti- lâttan mütelezziz olmayanlar ancak içtimarian zevk alanlar olabilir.

Saniyen ferdiyetçilerin zekâ telâkkisiyle; şahsiyet- çilerin zekâ telâkkisi arasında, ferdiyetçilerin ahlâkı ile şahsiyetçilerin ahlâkı arasında bir nevi tezad vardır. Ferdiyetçilerce zekânın mi’yarı reybi (şüphe); nesebli- lik, sistemsizliktir. Fertçiler sistematik surette düşen (kategorik) hükümlere malik olan, fikrinde ve işinde tereddütsüz bulunan adamları mahdut zekâlı, basit muhakemeli görürler. Halbuki zekâî bir şahsiyet ancak bu hususiyetlerin içtimasiyle teşekkül edebilir. Tabiatın kanunları kategorik ve sistematik olduğu gibi, cemiyetin vicdani temayülleri de kategorik ve sistematiktir. Bu ikisinin intibakından usule gelen (akıl-raison)ın ve (ilmin) ayni hadiseleri haiz olması zaruri değil midir?

Fertçilerle şahsiyetçilerin zekâ ve ilim hakkında- ki telâkkileri biri birine uygun olmadığı gibi; ahlâk telâkkileri de bîri birinden başkadır.

Hukuk-u düvel nasıl ittifak muahedelerine müs- tenid ise, feıtçilere göre ahlâkta dostluk mukavelelerine istinad eder. «Ben size hürmet ediyorum, o halde sizde bana hürmet etmelisiniz» düsturu fertçilerin ahlâkında esastır. Halbuki şahsiyetçilere göre insan nevi, fertleriyle beraber biiâ kayıt ve şart, kat-i bir surette muhterem Ve mukaddes olduğu içindir ki; ben size, siz bana hürmet etmeye borçluyuz. Şahsiyetçiler, ahlâki kaideleri «kant» gibi kategorik emirler behler ( ) teallûk eder. Ferdiyetçi başkalarının hatırına riayet eder ve kendinin de hatırına riayet edilmesini ister. Ferdiyetçilere göre hatırşinas olmayan yani vazifesini ve mefküresini dostunun ve arkadaşının hatırı için feda etmeyen (vefasız) dır.

Halbuki şahsiyetçilere göre (vefasızlık) insanın mefküresine ve vazifesine hiç bir kayıt ve istisna kabul etmeksizin, sadık kalmasından ibarettir. Filhakika içtima halinde ferdi zekâ ile ferdi ahlâk zail olur, yerine şahsi akıl ile şahsi ahlâk kâim olur. Ferdi hadiselere kıymet verenler içtima halinde tedenni ettiğimizi kabul edebilirler. Halbuki hakikatta o zaman teâli ediyoruz. Dikkat edersek görürüz ki içtimai hayat yaşandığında ve bunun neticesi olarak müesses bir seciye ve şahsiyet sahibi olduğuna derhal hüküm verebiliriz. Aksi surette bunun içtimai hayatın faziletlerinden mahrum, ihtilâti hayatın ve himi zühreleriyle meşbu seciyesiz bir fert olduğuna kani olmamız lâzım gelir. Bu gibi insanlar vücutlarının hasta yahut sinirlerinin bozuk olduğunu zannederek beyhude tabiplere, ilâçlara müracaat ederler. Halbuki hastalıkları, (içtimasızlık) olduğu için, onlara kat-i bir şifa verecek yalnız bir ilâç vardır: «ihtilâftan kaçmak içtimâi hayata kavuşmak»

.....




Fondation-Institut kurde de Paris © 2021
BIBLIOTHEQUE
Informations pratiques
Informations légales
PROJET
Historique
Partenaires
LISTE
Thèmes
Auteurs
Éditeurs
Langues
Revues