La bibliothèque numérique kurde (BNK)
Retour au resultats
Imprimer cette page

Halklar Hapishanesi Anadolu


Auteur : Gürdal Aksoy
Éditeur : Komal Date & Lieu : 2002, İstanbul
Préface : Pages : 128
Traduction : ISBN : 975-7102-05-9
Langue : TurcFormat : 130x195 mm
Code FIKP : Liv. Tur. Aks. Hal. 2901Thème : Politique

Présentation
Table des Matières Introduction Identité PDF
Halklar Hapishanesi Anadolu

Kürtlerde Anadolumerkezci Yabancılaşma

Gürdal Aksoy

Komal

“...soyundan olmayanların bu memlekette bir tek haklan vardır; Türklere hizmetçi olma hakkı, köle olma hakkı! Dost ve düşman ve hatta dağlar bu hakikati böyle bilsinler."

Mahmut Esat Bozkurt
TC Eski Adalet Bakanı

"...Fırsat tanınırsa hizmet etmeye hazırım!..."

Abdullah Öcalan
PKK Genel Başkanı



Gürdal Aksoy, 1968 yılında Bingöl'de doğdu. İlk ve Orta öğrenimini sırasıyla Elazığ, Antalya ve Ankara’da tamamladı. 1996 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun olan Aksoy; antropoloji, tarih, ve mitoloji alanlarındaki çalışmalarıyla tanınıyor.

Gürdal Aksoy’un yayımlanmış çalışmaları:
- Kürt Dili w Söylenceleri Üzerine İncelemeler, C.I (Öteki Yayınevi, Ankara, 1991)
- Hieros Gamos, Tanrı Baba Üzerine Notlar (Zagros Yayınevi, İstanbul, 1993)
- Tarihi Yazılmayan Halk Kürtler (Avesta Yayınları, İstanbul, 1996)
- İnsan, Kültür ve Uygarltk(Avesta Yayınları, İstanbul, 1996)
- Aşkın Sonu mu? (Yurt Kitap-Yayın, Ankara, 1998)
- Bir Söylence Bir Tarih Newroz (Yurt Kitap-Yayın, Ankara, 1998)

 



ÖNSÖZ


Kürtlerin 1990’lı yılların başında kendileri hakkında yayımladığı pekçok kitap ya da makale, inkârcılığın koşullandırması altında ve daha çok varlıklarını isbat bağlamında, kendilerinin kim oldukları, tarihsel köklerinin nerelere dek uzandığı, hangi coğrafyaya ait oldukları gibi sorunlarla ilgiliydi. Bu ilginin kısa sürede birbiri ardınca çıkan bazı “popülist” ürünlerle doyurulduğu biliniyor. Bir kültür tarihi araştırmacısı olarak, özellikle eskiçağ tarih yazıcılığı açısından bu konuda açık bir mücadele yürütmüş olduğum henüz hatırlardadır. Ancak, Kürt egemen siyaset anlayışıyla eşgüdümlü olan sözkonusu tarih yazıcılığı ne yazık ki bugün semerelerini toplamaktadır. Kuşkusuz, bu durumu yalnızca tarih yazıcılığına fatura edecek kadar abartmamak gerekir; hafife almak ise aldatıcı olur.

Anımsanacağı üzere, 1996’da kısa bir süreye sıkışıp aniden kesilen Kürt tarih yazıcılığı hakkındaki tartışına ve karşılıklı eleştirilerde, sürekli olarak Anadolu kavramının tehlikesine işaret etmiş, bunun Kürt siyasetine de yansıyabileceğini önemle vurgulamıştım. Nedense, konuyla ilgili olarak yazılan ve benim de okumuş olduğum makalelerin hiçbirinde, özellikle PKK çevresi dahil bu kavram üzerine bir fikir beyan edilmedi; henüz bir “stratejik değişiklik” sözkonusu bile değilken, hiçbir hassasiyet gösterilmedi; aksine, konuyu tartıştırmamak, bir an önce kapatmak için gayret gösterildi. Bunun nedeni, o dönem Yalçın Küçük’ün isabetle düşündüğü gibi “çizmeyi aşmış” olmamdı galiba; çünkü kimi yanlarıyla popüler bir niteliği olsa da. o dönem uç veren tartışmalar, hiç değilse kimi noktalarıyla siyasete de yansıyabilecek yeni bir tarih yatağı oluşturabilirdi; tartışmalar kesildi, kavga susturuldu. İlginç olan, başka dergilerde yayımlanan ve eleştiri oklarının bana da çevrildiği kimi yazılara karşı aynı mecralarda (Evrensel Kültür) cevap verme hakkım bile engellendi; gönderdiğim yazılar yayımlanmadı. Tartışma konularından biri olan Anadolu kavramı nedense hasır altı edildi ya da görmezden gelindi. Dahası, fikir düzeyinde tartışmak yerine, malûm kişilerce bir kontra siyasal karalamanın önü açıldı; oysa bu karalamaya önayak olanların nerelerde boy gösterdikleri bir süre sonra Türk siyaseti ve medyasında-tartışılıyordu; ancak bunları tartışmanın yeri burası değil. Konu bu kimseler de değil.

Bunları şunun için yazıyorum; bu çalışma bir yanıyla yukarıda söylediklerimle bağlantılı. Zira, Anadolu kavramının Türk ulusçuluğunun elinde nasıl şekillendiğini, aynı içerikle neden ve nasıl Kültlere sirayet ettiği sorununu irdeliyorum. Doğrusu, daha ayrıntılı bir yazım sözkonusu olabilirdi; ancak hem olanaklar, hem de zaman buna elvermedi. Hepsinden de öte, siyasal sürecin aciliyeti bir “erken doğum”a yol açtı; bütün risklerini üstleniyorum.

D.H. French, bir makalesinde “Anadolu”nun ikili bir özelliğe sahip olduğunu savunurken, onun alışılageldik biçimde yalnızca bir köprü değil, aynı zamanda bazen bir bariyer, bazen de her ikisi olduğunu söylemektedir. Bu metaforik kaydırma, ona göre bir balans ayarıdır. Tek cümleyle özetleyecek olursam, Anadolu kavramının balansını ayarlamak!.. Bu vesileyle, özellikle Kürtlere dönük kavramsal bir manipülasyonu deşifre ederek ve de bu kavramı ola ki farkında olmaksızın sahiplenenleri de uyararak, sözkonusu saldırı dalgasını teorik planda kırmaya çalışıyorum. Ancak, yeterli mi? Kuşkusuz, değil. Bir erken doğum olmasının da ötesinde, her çalışma gibi kendine özgü eksiklikleri var. Çok önemli değil belki; çünkü, hiç değilse şimdilik çalışmanın öncelikli amacı, bilimsel bir şatafatın ötesinde, artık aciliyet kazanmış siyasal bir sorunu sadeliğiyle günışığına çıkarmak; bir başka deyişle, hükümdarlaşan bir kavramı çıplaklaştırmaktır.
Sanırım, bu yolda önemli bir mesafe katedildi. Zira, konuyla ilgili incelememin ilk biçimiyle Stêrka Rizgarî (“Çifte Vatan’dan Ortak Vatan’a Muhayyel Anadolu'nun Doğuşu ve Yükselişi”, Nisan 2001, Sayı 20) dergisinde yayımlanmasından bugüne, herhangi bir olumsuz tınılı eleştiri almadığım gibi, hiç değilse Kürt siyasal çevrelerinde de önemli bir etkisi oldu diye düşünüyorum aksine, genel olarak olumlu tepkiler aldığımı söyleyebilirim ki, çalışmanın ortaya çıkışında bunun da payı bulunuyor.

Çalışma ilk biçimiyle yayımlandıktan sonra, yeni bulgular ışığında kapsamını genişlettim, yalnızca eklemeler de değil, bazı yerlerde de düzeltmeler yapmak zorunda kaldım. Bunların bir kısmında çalışmayı yayım öncesi okuyan kimi arkadaşların emekleri bulunmaktadır, kendilerine teşekkür ediyorum. Konuyla ilgilenirken, aynı zamanda başka araştırmalarımı da sürdürdüğümden, kitabın kapsamını farkında olmaksızın sınırlamış oldum, böyle olsa bile, bu biçimiyle de Kürt siyasal düşünce haritasında bir değişiklik yaratacağından eminim.

Bir noktayı önemle vurgulamam gerekiyor ki: Kürdistan’ı örtüp gizleyen anlamıyla Anadolu'dan sözedenlerin önemli bir kısmının, bu kavramın Kürtlerde bir yabancılaşmaya yolaçtığının farkında olmadıklarıdır. Dolayısıyla, bir ayrım yapmak zorunlu görünüyor; ancak son dönemde, “ortak vatan“/Anadolu kavramı aracılığıyla Türk devletinin Kürdistan halklarını yalansızlaştırma politikaları etkin bir biçimde gittikçe yürürlüğe konulmuşken, bu ayrımın açıkça silikleşerek önemsizleşliği de söylenebilir. Sözgelimi, PKK çizgisindeki yayın organları bu politikaların bilinçli bir takipçisi olduğundan, burada bir masumiyetten sözetmek mümkün görünmüyor. Hele ki, yakın bir zamanda Türk devletinin özellikle Kürdistan kavramının büsbütün silinmesi yolunda PKK'ye yönelik ültimatomu ortadayken...

Kitap aslında iki bölümden oluşuyordu; "Kürt Siyasal Aklı Üzerine Birkaç Not” başlıklı olan diğer bölüm, çarpıcı bir içeriğe sahip olmakla birlikle, hassas teorik dengelere dayandığı ve acele edildiğinde aynı ölçüde bazı sözkonusu yanılgılara yolaçabilcceği için, bir süreliğine yeniden gözden geçirmek üzere bekletmeyi uygun gördüm; ancak bu değişiklikten sonra, sözkonusu bölümde yeralan Anadolu değerlendirmesi, “Kilrtlerde Dualist Düşünme Eğilimi ve Anadolu'' başlığıyla çalışmaya dahil edilmiştir.

Burada bir trajediden sözetmek, sözkonusu yabancılaşmanın düzeyini göstermesi açısından önemli olacaktır. Öyle ki; bu yabancılaşmanın farkında olmama ve konuyu etraflıca irdelememe rağmen. Anadolu klişesinin bir yanıyla da olsa aynı bağlamda beni de girdabına almış olduğunu, ancak kitabın son aşamalarında farkedebildim. "Anadolu"nun siyasal haritaya dahil oluşunu irdelerken, 1. Emperyalist Paylaşım Savaşı sonrasında, başta Mustafa Kemal ve "ekibi" olmak üzere, emperyalist devletlerin Doğu ve Güney Kürdistan üzerindeki politikalarının etkisini unutmuş, yalnızca bu şablon sathındaki olayları dikkate almıştım. Peki ama, bu yalnızca basit bir unutma mıydı; yoksa, daha derinlerde olan bir yabancılaşmayı mı ifade ediyor? Kanımca bu durum, ülkesi parçalanmış ve birbirlerine daha da yabancılaştırılmış bir halkın, parçalanmış bir akla sahip olduğu gerçeğiyle ilgilidir. Dolayısıyla, burada elbette bir unutuş sözkonusudur; ancak bu, sözkonusu yabancılaşmanın bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Tam da bu bağlamda, Einstein’ın şu sözünü hatırlatma gereği duyuyorum; bir önyargıyı parçalamak diyor Einstein, bir atomu parçalamaktan daha zordur. İşte böylesi bir zorluğun peşinde, bilincimizde varolan ve bizi ezen bir “önyargıyı, hayali bir klişeyi (Anadolu) parçalayabilmek yolunda, bu çalışmayı birgün ülkelerinde özgürce yaşayacak olan Kürdistan halklarına sunuyorum.

Özgür bir Kürdistan için...
Eylül 2001 / Şubat 2002



Giriş

"Bağımsız Türkiye diye slogan atmak devrimcilikti. Bunun devrimci bir düşünce ve eylem olduğu vurgulanıyordu. 'Bağımsız Kürdistan'dan sözedenler ise milliyetçi'ydiler. Halbuki 'Bağımsız Türkiye' sloganı, Kürdistan üzerinde, 1920'li yıllarda yürütülmüş emperyalist bölüşüm mücadelesini aynen benimsemek, kabul etmek anlamına geliyordu."

İsmail Beşikçi

“Bağımsız bir devlet oluşturma hakkının inkâr edilmesi, ulusal baskının en temel biçimlerinden biridir.”

Lenin

Ortadoğu’da bir Kürdistan sorunu vardır; yalnızca bu bölgede de değil, anlaşılıyor ki Dünya’da bir Kürdistan sorunu vardır. 1990’ların başında, İsmail Beşikçi bu gerçeği "Devletlerarası sömürge Kürdistan" diye formüle etmişti. Sorun, gerçekten de ezilen ulusların vatanları yok sayılmaksızın tanımlandığında bütünsel anlamına yaklaşmaktadır. Türkiye’de ise bu, daha çok Kürt sorunu olarak lanse edildi.1
Yakın zamanlarda, özellikle Doğu Perinçek ve başka bazı isimlerce ...

1 Kürdistan ve diğer coğrafyaların (Pontus gibi) hariç tutulduğu anlamıyla elbette Türkiye'de bir Kürt sorunundan sözedilebilir; ancak bu, Türkiye'nin bu sorun dışında birde Kürdistan sorunu olduğu gerçeğini değiştirmez.




Fondation-Institut kurde de Paris © 2020
BIBLIOTHEQUE
Informations pratiques
Informations légales
PROJET
Historique
Partenaires
LISTE
Thèmes
Auteurs
Éditeurs
Langues
Revues