La bibliothèque numérique kurde (BNK)
Retour au resultats
Imprimer cette page

İstanbul'dan Botan'a


Auteur : Hasip Kaplan
Éditeur : Sel Date & Lieu : 1992, İstanbul
Préface : Pages : 288
Traduction : ISBN :
Langue : TurcFormat : 135x195 mm
Code FIKP : Liv. Tur. Kap. İst. N°2911Thème : Général

Présentation
Table des Matières Introduction Identité PDF
İstanbul'dan Botan'a

İstanbul'dan Botan'a

Hasip Kaplan

Sel


"Avukat Bey, evimizi yaktılar, ekinlerimizi, otlarımızı, arı kovanlarımızı ateşe verdiler. Hayvanlarımızı kurşunladılar... Söndürmeye çalışırken bize de ateş açtılar. Zararımız büyüktür. Evsiz barksız kaldık. Çoluk çocuk perişanız, hakkımızı aramak istiyoruz.."
Dinledikçe bu korkunç manzara gözlerimin önüne geliyor.

Böylesine bir vahşeti kim yapabilir diye içimden geçiriyorum. Aklıma kimse gelmiyor. Bir an için acaba Saddam'ın askerleri sınırı geçip bizim köyleri de mi yakıyor. Halepçe'ye kimyasal atan zihniyetten her şey beklenir de. Merakla soruyorum, topluca gelen köylülere:

"Kim yaptı bu vahşeti?"
Aldığım cevapla yıldırım çarpmışa dönüyorum. Köylüler:
"Devlet yaptı. Jandarma komandoları yaptı, gözlerimizle gördük" diyorlar.



GİRİŞ


1983 yılına kadar İstanbul'da, bu tarihten sonra da Şırnak'ın İdil ilçesinde, avukat, politikacı ve İnsan Hakları Demeği üyesi olarak kendimi birçok olayın içinde buldum.

1S78 yılında ilan edilen sıkıyönetim 1987 yılında yerini Olağanüstü Hal uygulamasına bırakmıştı. On dört yıldır süren olağanüstü günler, sıkıyönetimin, Olağanüstü Hal yasalarının, kararnamelerinin uygulamasıyla geçti, hâlâ devam ediyor.

Yoğun gözaltılarda, soruşturmalarda, işkencelerde, 12 Eylül'ün baskıcı politikalarında. Sıkıyönetim Askeri Mahkemelerinin, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin birçok davasında avukattım, sanıktım, tanıktım. İnancı, bilinci, direnci, ihaneti, korkaklığı, dönekliği görüp, tanığı oldum.

Zaman ise acımasızca akıp, gidiyordu. En acımasız yanı da unutmaktı.
1984 yılına kadar derlediğim notlarımı, bir gözaltı esnasında kaptırmıştım. Bu süre içinde İstanbul'da avukattım. DİSK, Barış-Demeği, TÖB-DER ve daha birçok davada savunma avukatı olmuştum.

Kabakoz, Hasdal, Alemdağ, Kartal / Maltepe, Paşakapı, Selimiye, Sultanahmet, Davutpaşa, Sağmalcılar, Metris, Gölcük ve Mamak Askeri Cezaevlerine gitmiştim. Diyarbakır 5 Nolu Askeri Cazevini ise unutmak asla mümkün değildi. 5 Nolu cezaevine gittiğimde duvarda asılı duran çerçeveli bir yazı ilgimi çekmişti. Duvarda:
"Ne, duyuyorsan, görüyorsan, yapıyorsan burada kalsın" yazılıydı.

1984 yılında İstanbul'dan ayrılarak ilçem olan Şırnak'ın İdil ilçesine yerleştiğimde kendimi Sıkıyönetim ve Olağanüstü Hal uygulamalarının içinde bulmuştum. Diyarbakır Cezaevinde halen asılı olan yazıyı gördükçe, yazmamın bir sorumluluk olduğunu düşündüm. Duyulanlar, görülenler, yapılanlar bir yerde kalmamalı, unutulmamalıydı.

1984 yılında İdil ilçesinde SODEP kurucu başkanlığını yaptıktan sonra 1990 kurultayında SHP MDK üyeliğine seçilmiştim.
Yaşadığımız bölge Botan'da, hızla gelişen olaylar oluyordu.
Eruh-Şemdinli baskını sonrası hızla gelişen ve büyüyen PKK eylemleri vardı. Kepenkler kapanırken onbinlerce insanın yürüyüşleri, direnimler gözaltılar, öldürmeler. Kuzey Irak'lı Kürtlerin sığınma olayları vardı.

İnsan hakları ihlalleri doruk noktasına ulaşıyordu. Bir yandan dışkı yedirilen Yeşilyurt köylülerinin avukatlığını yaparken, diğer yandan Silopi olayları patlak veriyordu. Parlamenter heyetlerinin, insan hakları heyetlerinin incelemelerinde hazır bulunuyordum. Hakları ihlal edilenler de avukat olarak bize başvuruyordu.

Ben de yaşadığım ve yakın tanığı olduğum olayları acemice de olsa, yazmanın bir sorumluluk olduğunu düşünerek bu kitabı kaleme aldım. İstanbul’dan Botan’a kadar yüzü aşkın küçük öykünün yeraldığı bu kitabın ismi de kendiliğinden ortaya çıkmıştı. Öykülerin tümü gerçektir, yaşadıklarımızda.

Geçmişi unutmamak, geleceğimizi daha iyi oluşturabilmek için, yaşadığımız olağanüstü günlerin bilinmesini istedim.
Zincirli hamile öğretmen doğumuna üç gün kala Diyarbakır’da duruşmada:
"Ben bu uygulamaları haketmedim" demişti. Bu uygulamalara dayanamayan kalbi iki ay sonra bir daha çarpmamasına duruyordu. Onun şahsında şunu demek istedim;

Bizler bu uygulamaları haketmedik..
Saygılarımla.



ALBAYIN AVUKATI

Nurettin Yılmaz Barış Demeği yöneticisi olarak tutuklanıp Kartal / Maltepe Askeri Cezaevi'ne konulmuştu. Daha önce Diyarbakır 5 Nolu Askeri Cezaevi'nde tutukluydu. İlk görüşüne gittiğimde gördüğü işkencelerin tüm izlerini üzerinde taşıyordu.
Barış Derneği davasında, Nurettin Yılmaz aleyhinde İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü’nün düzenlemiş olduğu bir rapor vardı. Bu raporda:

"Nurettin Yılmaz’ın Barzani ordusunda albay rütbesinde" olduğu suçlaması da yer alıyordu.
Ceza hukuku usul hükümlerine göre, davada aleyhte delil olarak okunan belgelere karşı, savunma olarak düşüncelerimizi bildirmek durumundaydık. Verdiğim yanıtta:
İçişleri Bakanlığı gibi ciddi bir makamın, böylesi gayrı ciddi bir raporu nasıl yazdığını anlamakta güçlük çektiğimizi belirterek soruyorduk:

"Müvekkilim, ömründe bir kez ayak basmadığı Irak topraklarında nasıl albay oldu?"
Barzani ordusunda albay olmak için, en azından çalışmış olmak, bazı yararlılıklar göstermiş olmak, terfi etmek gerekmiyor muydu? 1973 yılında CHP milletvekili, 1977 yılında bağımsız milletvekili olan ve o tarihlerde Türkiye Cumhuriyeti'nin cumhurbaşkanlığına aday olan müvekkilimin, aynı zamanda Barzani ordusunda albay rütbesinde görev yapması mümkün mü? Yarın benimde albayın avukatı olarak suçlanmayacağıma nasıl garanti verebilirsiniz?"

Biz, savunma yaptıkça duruşmadakiler gülüyor. Ara verip sigara içmek için koridora geçiyoruz. Aynı dosya sanığı Dr. Erdal Atabek her zamanki esprilerinden birini yapıyordu:

"Dikkat! Albayın avukatı geçiyor."
.....

 




Fondation-Institut kurde de Paris © 2021
BIBLIOTHEQUE
Informations pratiques
Informations légales
PROJET
Historique
Partenaires
LISTE
Thèmes
Auteurs
Éditeurs
Langues
Revues