La bibliothèque numérique kurde (BNK)
Retour au resultats
Imprimer cette page

Kürt Müziği, Dansları ve Şarkıları - II


Éditeur : Özge Date & Lieu : 2002, Ankara
Préface : Pages : 550
Traduction : ISBN : 975-7861-06-5
Langue : Kurde, TurcFormat : 160x240 mm
Code FIKP : Liv. Tur. Bay. Kur. N° 2186 (2)Thème : Musique

Présentation
Table des Matières Introduction Identité PDF
Kürt Müziği, Dansları ve Şarkıları - II


Kürt Müziği, Dansları ve Şarkıları - II

Mehmet Bayrak

Özge

Önce Prof.Dr. Kemal Karpat'ın "Çağdaş Türk Edebiyatında Sosyal Konular" adlı kitabından küçük bir alıntı:
'Doğu Anadolu'daki bir öğretmenin anlattığı şu durum karşısında, şairler çekimser kalamaz elbette: (Bingöl'de neşe diye birşey yok. Hiç şarkı duymadım. Arkadaşım öğretmen Hanefi Bey, üç yıldır buradaymış, o da şarkı diye bir şey duymamış)" (1)
Prof. Karpat'ın, Elazığ Halkevi'nin yayın organı Altan dergisinin Nisan-Haziran, 1938 tarihli sayısından yaptığı bu alıntı, birçok açıdan ilginç ve düşündürücü. Acaba neden bu görevli öğretmenler, Bingöl yöresinde hiç "şarkı" duymamışlar?. Bu yörelerde şarkı söylenmediği için mi, yoksa başka nedenlerle mi? Halk kültürünün başka dallarının yanısıra şarkı ya da "türkü" dalında da zengin bir potansiyele sahip, şarkıyla düşünüp şarkıyla söyleşmeyi adeta bir gelenek haline getiren bölge insanının, öğretmenlerin gözlemlediği gibi "hiç şarkı söylememesi"nin kuşkusuz başka nedenleri olmalıdır ve bunun nedenleri yazarın sandığı kadar da zor değildir...
Yaklaşık ikiyüz yıldan buyana değişik siyasetlerle bunaltılan; varlık-yokluk kavgası ve kimlik mücadelesi vermek zorunda bırakılan, başı binbir sorunla ağrılı ve dumanlı Kürt ...


SUNU

Elinizdeki çalışma, bir bakıma imece yoluyla ortaya çıkmıştır. 1991'de, belli bir ihtiyacı karşılamak amacıyla Türkiye'de ilk kez Kürt Halk Türküleri'ni (Kilam û Stranên Kurdî) yayımladığımda bunun, Kürt şarkılarının çok küçük bir parçası olduğunu biliyordum. Zaten, kitap hemen bütünüyle, ülke dışında daha önce çıkmış eserlerin taranmasından oluşturulmuştu.
Oysa, elinizdeki çalışma, önceki kitaptan hiç bir örnek alınmadan hemen bütünüyle yeni şarkılardan oluşuyor. Hemen tümünün notaları da ilk kez yazılı literatüre giriyor. Bu özellikleriyle Antolojinin, kendi alanının en kapsamlı çalışması olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
Bu vesileyle; başta Ermenistan ve Kafkasya Kürtleri arasından derlediği yüzü aşkın şarkıyı notalarıyla birlikte bize veren ünlü Kürt müzikologu Dr. Nûra Cewarî ve eseri notalandıran müzikolog kızı Zozan Ozmanian olmak üzere; Dersim ve Bingöl yöresinden derlemeleriyle Humanê Çîyan'a, Munzur Çem'e Ferhad'a ve Seyîdxan Kurij'e; Binboğalar ve İç Toroslar yöresi şarkılarından bir bölümünün derlenmesi ve yazıya geçirilmesindeki özverili katkısından dolayı Alî Alxasî'ye; Kürt klasik şarkılarından bir bölümünün çevirim yazısından dolayı Mehmet Tanrıkulu'na; Aramê Tîgran'dan yaptığı derlemelerden dolayı Ahmet Çamhbel'e; Çukurova yöresindeki kimi şarkı derlemelerinden dolayı Rudiger Benninghaus'a; Maraş yöresi kasetlerinin derlenip toplanmasındaki katkılarından dolayı Hüseyin Cengiz, Ali Rıza Karaoba ve Fatma Uzunçay'a, gerek dizgisi-mizanpaji ve gerekse yaptığı düzeltilerle bu çalışmaya önemli bir katkı sunan İkramettin Oğuz'a teşekkür ediyorum.
Kürt Müziği ve Şarkıları konusunda şimdiye kadar çıkan en kapsamlı eser olma özelliğine sahip bu çalışma da, kuşkusuz, güçlü bir sözlü edebiyat geleneğine sahip Kürt halk kültürünün küçük bir öbeğini bilince çıkarmaktadır. Buna rağmen, bu kapsamıyla bile gerek Kürt kültürüne, gerekse insanlık kültürüne anlamlı bir katkı sunacağına inanıyorum.

Mehmet Bayrak

ÖNSÖZ

Önce Prof.Dr. Kemal Karpat'ın "Çağdaş Türk Edebiyatında Sosyal Konular" adlı kitabından küçük bir alıntı:
'Doğu Anadolu'daki bir öğretmenin anlattığı şu durum karşısında, şairler çekimser kalamaz elbette: (Bingöl'de neşe diye birşey yok. Hiç şarkı duymadım. Arkadaşım öğretmen Hanefi Bey, üç yıldır buradaymış, o da şarkı diye bir şey duymamış)" (1)
Prof. Karpat'ın, Elazığ Halkevi'nin yayın organı Altan dergisinin Nisan-Haziran, 1938 tarihli sayısından yaptığı bu alıntı, birçok açıdan ilginç ve düşündürücü. Acaba neden bu görevli öğretmenler, Bingöl yöresinde hiç "şarkı" duymamışlar?. Bu yörelerde şarkı söylenmediği için mi, yoksa başka nedenlerle mi? Halk kültürünün başka dallarının yanısıra şarkı ya da "türkü" dalında da zengin bir potansiyele sahip, şarkıyla düşünüp şarkıyla söyleşmeyi adeta bir gelenek haline getiren bölge insanının, öğretmenlerin gözlemlediği gibi "hiç şarkı söylememesi"nin kuşkusuz başka nedenleri olmalıdır ve bunun nedenleri yazarın sandığı kadar da zor değildir...
Yaklaşık ikiyüz yıldan buyana değişik siyasetlerle bunaltılan; varlık-yokluk kavgası ve kimlik mücadelesi vermek zorunda bırakılan, başı binbir sorunla ağrılı ve dumanlı Kürt toplumunun, başka alanlarda olduğu gibi sanat ve kültür konusunda da önemli bir aşama kaydetmesi kuşkusuz mümkün değildi.
Kendi kültürlerini kendi dilleriyle ifade edemeyen Kürtler de, kendilerini kanıtlayabilmek için vargüçleriyle egemen kültüre hizmet etmişler ve bu kulvarda kendilerine yer açmaya çalışmışlardır. Henüz sözlü edebiyat geleneğinin egemen olduğu Cumhariyet'in ilk dönemlerinde halk şarkıları alanında bunu Diyarbekirli Celal Güzelses, Urfalı Muqim Tahir, Cemil Cankat, Kel Hamza, Erzincanlı Salih ve Şerif gibi halk sanatçıları yaşamış. Daha sonraki dönemlerde de bunlara birçok isimler eklenerek, eski zincire eklemlenen halkalar biçiminde "yatağından saptırılmış Türkçe sözlü Kürt halk müziği" icra eden geniş bir kadro oluşturmuşlar. Ve bu icra biçimi, giderek bir geleneğe dönüşmüş...
Aslında, daha 19. yüzyılın ortalarında Alman gezgin Moritz Wagner; Kürt şarkılarının Ön Asya'da çok yaygın olduğunu ve bunlardan bazılarının çevrilerek Ermeniler ve Türkler tarafından da söylendiğini belirtmektedir.(2)
Biz, bu konuda daha çok ayrıntıya girmeden bununla bağlantılı başka bir konuya özetle değinmek istiyoruz.
Biliyoruz ki, sanatçı herşeyden önce yetiştiği toplumsal ve kültürel ortamın ürünüdür. Başka bir söyleyişle toplumsal ve kültürel ortamla sanatçı, sanatçıyla sanat ve kültür ürünü arasında bir diyalektik birlik ve kanbağı vardır. Bu nedenle bir öğrenci, nasıl herşeyden önce annesinden öğrendiği anadiliyle başarılı olabilirse, bir sanatçı da bebekliğinden başlayarak kendisini biçimlendiren ana dili ve çevre kültürüyle başarılı olabilir. Sözkonusu kulvarda yeralan ve hazır bir kültür birikimine yaslanan sanatçılar, kendilerini yeni zoraki geleneğe uyarlarken kuşkusuz yine de önemli bir efor harcıyor ve özgün bir yer edinebiliyorlar. Ancak inanıyorum ki, bu sanatçılar küçüklükten itibaren kendilerini yoğuran ve biçimlendiren ana dili ve kültürüyle sanatsal ve kültürel üretim yapabilselerdi, çok daha özgün ve başarılı olabilirlerdi. Bu noktada, anadilde eğitimin çok büyük önem taşıdığını belirtmeliyiz.

Halk kültürünün şarkı dalı başta olmak üzere edebiyat ve sanatla ilgilenmiş bir yazar olarak şunu belirtmeliyim ki, her sanat dalının ortak dil ve söylem özellikleri olduğu gibi, özgün dil ve söylem özellikleri de vardır. Hele işin içine sözlü edebiyat türleri girince, bu daha da belirginleşir. Öte yandan, bir sanat ürününden çok değişik halklardan insanların zevk alması, o sanatsal üretimin bir dili olmadığını göstermez. Esasen çağdaşlık ve evrensellik kavranılan, kanımca bu ve benzeri tüm kavramlar gibi bir yönüyle göreceli kavramlardır. Ben, çağdaşlık, evrensellik ve ortak dil kavramlarının, çok daha farklı biçimde algılanması gerektiğini düşünüyorum. Bir kez her toplumun ve her halkın kendine özgü bir "çağdaş gerçek"! var. Yaralı bir insan, Şivan'ın şarkıları eşliğinde uyuşturullmadan ameliyat edilmek istiyorsa, o kişi ve halk için çağdaşlık ...

 




Fondation-Institut kurde de Paris © 2021
BIBLIOTHEQUE
Informations pratiques
Informations légales
PROJET
Historique
Partenaires
LISTE
Thèmes
Auteurs
Éditeurs
Langues
Revues