La bibliothèque numérique kurde (BNK)
Retour au resultats
Imprimer cette page

Kürt Kimliği ve Kültürü


Éditeur : Avesta Date & Lieu : 1997, İstanbul
Préface : Pages : 264
Traduction : ISBN : 978-9944-382-37-3
Langue : TurcFormat : 135x195 mm
Code FIKP : Liv. Tur. Kre. Kur. N° 2948Thème : Général

Présentation
Table des Matières Introduction Identité PDF
Kürt Kimliği ve Kültürü

Kürt Kimliği ve Kültürü

Philip Kreyenbroek

Christine Allison

Avesta


Bu kitap Kürt kültürü alanında her biri birer uzman olan yazarlar Kürt kültürünün, hem tarihsel olarak geçirdiği değişimin hem de bugün yaşadığı hızlı dönüşümün, panoramik bir görüntüsünü sunmaktadırlar.
Kürtlerin içinde bulundukları durumun Kürt kültürü üzerindeki olumsuz etkilerine karşın, kitabın yazarları Kürt sözlü geleneklerini, 20. yüzyılda Kürt yazılı edebiyatının gelişimini, yayıncılık ve kitle iletişim araçlarının yaygınlaşmasını, Kürtlerin inanç sistemlerini şekillendiren farklı islami öğeler de dâhil olmak üzere Kürdistan'daki dini sistemlerin çeşitliliğini ve kostümler, eşyalar ve halı ve kilimlerin de içinde yer aldığı Kürt maddi kültürünü okura tanıtmayı amaçlamaktadırlar. Kürt Kimliği ve Kültürü Kürt kültürünün ve onun değişimini belirleyen etkenlerin çeşitliliği ve derinliğini gözler önüne sermeyi amaçlayan geniş kapsamlı ve özgün bir çalışmadır.



Christine Allison
-Oxford'da Klasik Edebiyat ve Fransız Edebiyatı okuduktan sonra Kürdistan'daki halklar ve kültürlere duyduğu ilgi onu Londra’daki SOAS, Doğu ve Afrika İncelemeleri Okulu’nda Kürt Sözlü Edebiyatı üzerine doktora yapmaya yöneltmiştir. Uzun bir süre İrak Kürdistanı’nda yaşadı ve İran ile Türkiye'ye seyahatler yaptı. The Yezidi oral Tradition in lraqi Kurdistan (Yezidi Sözlü Kültürü, Türkçesi: Fahriye Adsay, Avesta, İstanbul, 2007) adlı kitabın yazarıdır.

Philip G. Kreyenbroek-Londra Üniversitesi, İran Dilleri ve Dinleri Bölümü’nde doçentlik yapmaktadır. 1988 yılında Britanya’ya gitmeden önce, Hollanda’daki Utrecht Üniversitesi’nde Farsça, Kürtçe, Zerdüştilik ve eski Iran dilleri dersleri veriyordu. Özellikle Zerdüştlük ve yazılı geleneği, Sufılik, Yezidilik ve Iran kültürlerindeki sözlü edebiyatlarla ilgilenen Kreyenbroek'in bu konularda yayımlanmış eserleri bulunmaktadır. Eserleri arasında Yezidisin, its Background, Obscurences and Textual Tradıtion de yer almaktadır. Yazar, İran Sözlü Çalışmaları Topluluğu nun (SIOS) kurucusudur.


GİRİŞ

Philip G. Kreyenbroek
Christine Allison

Gazete okuyan birçok Batılı Kürtlerin varlığından haberdardır. Birçoğu son yıllarda Türkiye ve Irak’ta yaşayan Kürtlerin trajik kaderine derin bir sempati beslemekte ve bu ülkelerdeki "özgürlük savaşçıları"nın çabaları Batı’da gayet iyi bilinmektedir. İran, Suriye, Ermenistan, Gürcistan ve eski Sovyetler Birliği cumhuriyetlerindeki Kürtlerin yaptıkları ve Batı Avrupa, Kuzey Amerika ve Avustralya’daki büyük göçmen toplulukların faaliyetleri muhtemelen çoğu Batılının zihninde net bir izlenim bırakamayacak kadar çeşitlidir. Yine de birçok insan Kürtlerin dünya üzerindeki devletsiz uluslardan en büyüğü olduğundan artık haberdardır. Toprakları Türkiye, Suriye, Irak, İran ve eski Sovyetler Birliği cumhuriyetleri arasında bölünmüş olan Kürtlerin nüfusu yirmi beş milyonun üzerindedir. Bununla birlikte bu ülkelerden bazılarındaki şartlar çok sayıda Kürdü başka yerlere göç etmeye mecbur etmiştir.

Kürtlerin büyük bir kısmının Kürt olarak varlıklarını sürdürebilmek için öyle ya da böyle mücadele etmek zorunda oldukları yaygın olarak bilinmektedir. Fakat kamusal farkındalığın ve kamunun ilgisinin burada bittiği gözlemlenmektedir. Başka bir deyişle, Kürtlerin Batı’daki imajı kimliklerini korumak için savaşmaları üzerine odaklanmaktadır. Ancak bu durum, Kürt kimliğinin belki de en hayati parçasını, yani Kürt kültürünü görmezlikten gelmektedir. Bu durum en çok da Kürtlerin zararınadır. Çünkü son kertede Kürtlerin kaderleri üzerinde yaşadıkları devletlerin iddialarının aksine tanınması gereken kendilerine ait geçerli ve köklü bir kimlikleri olduğuna dünyayı ikna edebilmelerine bağlı olması muhtemeldir. Bununla birlikte, bu konudaki bilgisizlik, Batılıların Kürtler hakkında tek taraflı, çarpıtılmış bir izlenim sahibi olmalarına yol açtığı ve eski, dinamik ve büyüleyici bir uygarlığa dair daha fazla şey öğrenme fırsatını onlardan esirgediği için üzüntü vericidir.

Dolayısıyla elinizdeki kitabı yayımlamamızın temel sebebi Kürt kimliğinin kültürel bileşeninin keşfedilmesi gerektiğine dair güçlü bir inançtır. Ayrıca bu inancımız, bu konuda neredeyse hiçbir yayın bulunmaması gerçeğiyle desteklenmektedir. Asya uluslarının çoğu kendi kültürleriyle ilgili kitap ve makalelerin küçük bir kütüphaneyi doldurmaya yetecek sayıda olmasından gurur duymaktadır. Ancak Kürtler, tek bir raflık koleksiyonla yetinmek zorundadırlar. Elinizdeki çalışmanın göstermeyi umduğu üzere, bu yayın eksikliği Kürt kültürünün zayıflığından kaynaklanmamaktadır. Bu nokta sözkonusu dengesizliğin nedenlerini ve bu durumun Kürt kültürünün ve dolayısıyla Kürtlerin köklü bir kimliği olan bir halk olduğu gerçeğinin üstü örtük bir biçimde, inkar edilmesindeki rolünü sorgulaması açısından önemlidir.

Bu karmaşık durumun kısmen de olsa açıklaması Kürtlerin hiçbir zaman kendilerine ait gerçek bir devletlerinin olmamasında ve Kürtçenin yazıya geçirilmesinin nispeten geç ortaya çıkmasında aranabilir. ‘Seçkin bir kültür’ yaratmak için gerekli yetenekleri ve esinleri olan Kürtler, Arapça, Farsça ve Osmanlıca kullanan egemen kültürlerin içine karışmaya eğilimliydiler.
Ünlü bir bilgin veya sanatçının Kürt olduğu şu anda çoğunlukla sadece Kürtler tarafından bilinmektedir. Diğer taraftan bu kişiler başkaları tarafından Arap, lranlı veya Türk olarak bilinmektedir. Bu karmaşık durumun bir diğer nedeni de, belli Asya uygarlıklarının derinliğine ve entelektüel birikimine ilişkin kabul gören fikirlerin çoğunlukla ve öncelikle Batı’nın bu kültürler hakkındaki görüşlerini ve daha sonra da Batı’da eğitim görmüş Asyalı seçkinlerin kendi toplumları ile ilgili anlayışlarını ilk olarak şekillendiren şeyin eski Batılı bilginlerin yapıtları olmasıdır. Bu ilk bilginler Asya kültürlerini incelerken Antik Yunan ve Roma kültürlerini çalışırken öğrendikleri yaklaşımları kullanmaya, yani ‘yüksek’ kültürün ve imparatorluğun tarihine odaklanmaya ve çeşitli inanç ve kültürel değerleri öğrencilerine kolaylıkla açıklayabilecekleri dinin kalıplaşmış standart biçimleri ekseninde yorumlamaya ve düşünmeye eğilimliydiler.
Bu yaklaşım, halk arasındaki yaygın kültürel yaşantıyı fazlasıyla ihmal etmesi sebebiyle, Asya’daki pek çok ‘egemen’ kültürel geleneğe dair incelemeleri güdük bırakmıştır. Bunun Kürt uygarlığı incelemelerinde fazlasıyla zarar verdiği gözlemlenmiştir. Kürt toplumu halka özgü olmayan edebiyat biçimlerinin gelişmesini sağlayacak bir durumda çok nadiren bulunduğundan akademisyenler Fars ve Arap edebiyatının ihtişamına rakip olabilecek çok az şey bulmuşlardı.
Kürtlerin gerçek edebi dehasını yansıtan sözlü edebiyat neredeyse hiç bilinmiyordu ve üzerinde çok az çalışma yapılmıştı. Kürt tarihine gelince bu konudaki en önemli klasik eserlerden biri (Şerefname, 1. ve 2. bölümlere bakınız) Farsça yazılmıştır ve Kürtlerin modern öncesi tarihinin çoğu egemen halkların sömürülerine odaklanan kaynaklarda bulunan tesadüfi değinmelerden çıkarsanmak zorundadır. Kürtlerin tarihsel olayların özünü içeren fakat ezberlemesi kolay olduğu için basitleştirilmiş bir biçimdeki sözlü tarihlerini (5. bölüm sayfa 163’e bakınız) yaratmadaki karmaşık ve büyüleyici tarzı tamamen görmezlikden gelinmiştir. Din konusunda ise, akademik ilgi naslara dayanan ‘resmi’ biçimler üzerine yoğunlaşmıştı (yani gerçeklerden çok olması gerekenler üzerine). Bu bakış açısına göre Sünni Kürtler ve Sünni Araplar ya da Türkler arasında çok az fark bulunduğu için Kürt İslâmî, pek çok Batılı akademisyenin ilgisini çekmemişti. Diğer taraftan, birkaç akademisyen Ehl-i Hakk, Yezidiler ve Alevilerin inançları gibi pervasız ‘aykırılıklar’dan ve heteredoksiden etkilenmiştir (bkz. 5. ve 6. bölümler), fakat sözkonusu akademisyenler, bu grupları çağdaş Kürt kültürünün öğeleri olarak değil de daha çok eski uygarlıkların olası kalıntıları olarak görmüşlerdir. Kürtlerin görsel sanat yetenekleri geleneksel olarak hak dokumacılığı, eşya süslemeciliği ve gösterişli kostümlerinin yapımına yönelmiştir fakat resim ve heykel gibi seçkin kültür sanatlarının bulunmamasından ötürü sanat tarihçileri bunlara çok az ilgi göstermişlerdi. Son yıllar özellikle sürgünde göze çarpan birkaç Kürt ressamın ortaya çıkışına sahne olmuştur, editörler ise bu konuya katkıda bulunacak kişiler bulmanın mümkün olmamasından yakınmaktadırlar. Belki de geniş temelli bir Kürt sanat tarihi disiplininin eksikliğinden ötürü Kürt müziği de son dönemlere kadar görmezden gelinmiştir.

Müzik üzerine bir yazının bulunmaması belki de bu kitabın en göze çarpan açığıdır; editörlerin olası bir yazar bulmak için yaptıkları ısrarlı arayış kitabın geç basılmasının temel nedenidir.
Dolayısıyla kusurun, Kürt kültürünün ortaya koyulma ve yaşanma biçiminden çok geleneksel akademisyenlik tarafından kullanılan bir kriterde aranması mantıklıdır. Son günlere kadar bu yetersizlik Kürdoloji üzerine akademik merkezlerin eksikliği ile de birleşiyordu. Asya uygarlıklarının çoğu neredeyse bütün Batı ülkelerinde bir veya daha fazla üniversitede çalışılabiliyorken (sıklıkla sözkonusu kültür çalışmalarının hepsi için bir merkez işlevi gören dil ve edebiyat bölümleri ve enstitüleri), 1980’lerin sonuna kadar Paris Üniversitesi Moskova’nın batısındaki Kürt çalışmalarının yapıldığı tek köklü akademik merkezdi. Paris hâlâ Batı dünyasındaki tek Kürt Çalışmaları Merkezine (şimdilerde Joyce Blau’nun görev yaptığı) sahiptir ve üniversite, Kürt cemiyeti tarafından kurulan ve yöneticiliğini Kendal Nezan’ın yaptığı saygın ve donanımlı bir kuruluş olan Institut Kürde de Paris’yi memnuniyetle desteklemektedir. 1980’lerin sonunda beri topraklarının jeopolitik önemi sayesinde Kürtlere dair daha büyük bir kamusal farkm-dalık ve değişiklik görülebiliyor. Kürt çalışmaları disiplini son zamanlarda akademik dünyada daha büyük bi kabul görmeye başladı. Bir yandan ABD, Kanada, Almanya, Avusturya ve İtalya’da dikkate değer akademik faaliyetler yapılıyorken bir yandan da Paris’in yanı sıra şu anda Hollanda, İngiltere ve İsveç’te sağlam merkezler bulunmaktadır. Bu merkezlerin birçoğunda ‘avam’ kültür ve Kürt hayatının yaşayan gerçekleri üzerine sağlam bir şekilde odaklanılıyor ki bu da Doğu Çalışmala-rı’ndaki, kültürün popüler biçimlerine eğilmek gibi daha genel bir eğilime tekabül etmektedir.

Bu kitap yeni karmaşık durumu ve bağlantıları açık ve net bir şekilde yansıtmaktadır. Bünyesinde hem tecrübeli uzmanlardan hem de daha genç bir Kürdologlar neslinden üyelerden yazıları barındırıyor ve konu başlığı seçimi de Kürt kültürüne modern ve gerçekçi bir yaklaşımı temsil etme niyetindedir. Bu çalışmanın Kürt kültürünün daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunmak gibi bir amacı olmasına rağmen hiçbir şekilde geniş kapsamlı bir rehber kitap niteliği taşımaz. Bu aşamada böyle bir amaç her halükârda fazla iddialı olurdu. Ayrıca kitapta Kürt müziği ve Kürt ressamları ile ilgili yazıların bulunmayışı da kitabın bir eksikliğidir. Bu olumsuz faktörlarin yanı sıra, editörleri burada yayımlanan yazıları talep etmeye teşvik eden birçok olumlu husus da bulunmaktadır. Öyle görünüyor ki özellikle de bu türden bir çalışmaya dahil edilen belli konular eninde sonunda, henüz üzerinde uzlaşmaya varılamamış bir konu olan ‘Kürt kültürü’nün tanımlanmasına bir şekilde katkıda bulunacağı için bu hususların belirtilmesi ve açıklanması gerekmektedir.

Kürtlerin tarihi, kültürü ve kimlik anlayışı üzerine genel bir makale ile Kürtçe yazılı edebiyat üzerine genel bir makalenin kitaba dahil edilmiş olmasına sebep göstermeye herhangi bir gerekçe yoktur, zaten bu iki konu Kürdoloji dünyasının başlıca konularındandır. Diğer taraftan, Kürt kültürünün yazılı olmayan yönlerinin önplana çıkartılması (Allison ve Kreyenbro-ek’in makalelerine ve bir dereceye kadar da Mir Hosseini’nin makalesine bakın) şaşırtıcı gelebilir ve hatta sözlü kültürü yazılı kültüre göre kendiliğinden aşağı bir konumda görenleri rahatsız edebilir. Batı’da yazılı eserler kültür içinde o kadar egemendir ki değerli olduğu düşünülen öğelerin çoğu yazıya dökülmüştür fakat editörler Kürtlerin durumunda bunun geçerli olmadığına inanıyorlar. Son yıllara kadar Kürt nüfusunun büyük bir kısmı okuma yazma bilmiyordu çünkü bu gibi yeteneklerin yaşamlarıyla bir ilgisi yoktu; diğerleri de yalnızca yaşadıkları bölgelerdeki egemen dil(ler)de yazmayı öğreniyorlardı. Dolayısıyla Kürt kültürünün birçok esas öğesi yazılı biçimde bulunmamakla birlikte Kürt edebiyatı ve din gibi alanlardaki gelişmeler, yalnızca yazılı geleneklerin incelenmesinden çıkarılan kavramlarla anlaşılamaz. Bu öğeler için Ortadoğu Incelemeleri’nde henüz tam olarak geliştirilmemiş ayrı bir metodoloji gerekmektedir. Böyle bir teorik yaklaşıma dair bir taslak önerisi bile bu kitabın kapsamı dışında kalır, fakat yine de kitap, kültürün sözlü yönlerinin ciddi bir çalışmayı haket-tiğini göstermek umudundadır. Allison’m sözlü Kürt edebiyatı üzerine yazdığı bölüm bu alandaki karmaşıklığı ve epey gelişmiş sanatkârlığı göstermeyi amaçlarken Kreyenbroek’un makalesi tekrar tekrar gelen istila dalgalarının getirdiği çeşitli dinlerin Kürtlerin ‘geniş bilgi sahibi olmayan’ -Kürtler sözko-nusu olduğunda okur yazar olmayan- şeklindeki din anlayışlarını ve toplumlarının karakterini nasıl etkilediğini açıklamaktadır. Burada, Ehl-i Hakk ve Yezidiler gibi, geleneksel Kürt uygarlığının çeperinde kalan dinsel grupların aslında, Kürt cemiyetlerinin temel inançlarından ve dünya görüşlerinden vazgeçmeden dış etkileri nasıl sindirdiklerine dair çarpıcı örnekler oluşturduğu öne sürülür. Bu mezheplerden biri olan Ehl-i Hakk’ın ‘dinsel evreni, İran Kürdistanı’ndaki modern Ehl-i Hakk toplulukları konusunda uzman olan Mir Hosseini tarafından ayrıntılarıyla anlatılmıştır.

Yukarıda da belirtildiği gibi, bîr takım faktörlerin resim ve heykel gibi sanat biçimlerinin ortaya çıkmasını engellediği Kürdistan gibi bir ülkede, görsel sanat güdüleri ifadesini, el sanatları, kostümler ve halılarda -yani her halükârda kültürel Kürt kimliğinin temel öğeleri olan maddi kültür biçimlerinde bulur. Kren’in Suriye Kürt köylerinin maddi kültürüyle ilgili ayrıntılı makalesi gibi Eagleton’ın halılar üzerine kısa fakat aydınlatıcı yazısı da dolayısıyla bu kitabın önemli birer bölümüdür. O’Shea’nın Kürt kostümleri üzerine yazdığı makale de farklı tarzlardaki Kürt kıyafetleriyle ilgili olarak çok ihtiyaç duyulan bir araştırmayı sağlayarak sadece bir boşluğu doldurmakla kalmamakta, diğer öğeler gibi Kürt kültürünü etkileyen değişim öğesine de dikkat çekmektedir. Makalede, merkezileştirici kuvvetler tarafından kısıtlanmamış Kürt kostümlerinin geniş ve renkli bir çeşitlilik gösterdiği erken dönemleri anlatır; bu dönemin ardından, geleneksel kıyafetleri bir kenara bırakarak bunların yerine Batılı kıyafetleri giymek gibi gittikçe artan bir eğilim gözlenmiş ve son yıllardaki olaylar yalnız ‘tipik Kürt’ olarak anılan birkaç belli kostümün ortaya çıkmasına sebep olmuştur.

O’Shea’nın yazdığı bölüm Kürt kültürünün birçok alanını etkileyen akımlarla ilgili olarak bu kitaptaki belki de en açık ve net tarifi vermektedir. Örneğin dil sözkonusu olduğunda, Kürdistan’daki koşullar uzun bir süre için bir ya da daha fazla bütünlüklü yazılı bir edebiyat dilinin ortaya.çıkmasını engellemiştir; bu durumu daha sonra diğer dillerin gittikçe artan etkisi yüzünden bir yoksullaşma dönemi izlemiştir (bkz. Ne-zan’ın bölümü); açık ve net bir Kürt kimliğinin varlığını kanıtlama ihtiyacı ile karşı karşıya kalan Kürt aydınları modern zamanlarda, aslında zengin bir lehçe bolluğunun bulunduğu yerde bütünlüklü fakat az buçuk yapay bir yazın dili oluşturmak için girişimlerde bulunmuşlardır. Allisoriın makalesi benzer etmenlerin sözlü edebiyat alanını da etkilediğini öne sürer.

Değişime yer vermeyen bir kültür tanımı en iyi ihtimalle yetersiz kalacakken en kötü ihtimalle sözkonusu kültüre ciddi şekilde zarar verecektir. Dolayısıyla bu kitapta yer alan makalelerden Hassanpour’un medyanın rolü ile ilgili derin incelemesi bu noktaya uygun görünüyor ki yüzyıl önce adı bile duyulmamış olan medyanın Kürt uygarlığının gelecekteki biçiminin belirlenmesinde büyük bir rol oynaması kaçınılmazdır.

Arapça, Farsça ve Türkçenin Kürtlerin kültürel yaşamında önemli bir rol oynadığı ve bunun kitabın editörleri için problemler yaratabileceği yukarıda bahsedilenlerden net bir şekilde anlaşılacaktır. Bu üç dilin hepsinin geniş ölçüde kabul görmüş imla sistemleri vardır ve ne yazık ki bu sistemlerin hepsi birbirinden farklıdır. Aynı şeyin Kürtçenin iki yazı lehçesi olan Kurmanci ve Sorani içinde geçerli olması işleri daha da kötüleştirir. Dolayısıyla her bir kelimenin çoğunlukla kabul edilebilir birkaç yazımı vardır ve bu yazımların bazılarının okuyuculara tanıdık gelme ihtimali daha yüksektir. Editörler olarak hem bütünlüklü hem tutarlı hem de anlaşılabilir bir imla sistemi geliştiremediğimizi kabul etmemiz gerekmektedir. Bunun yerine, sözkonusu olan her bir dil için geleneksel imla sistemlerinin basitleştirilmiş biçimleri kullanılmıştır; diğer sistemlerin daha sırdaşı simgeleri kullandığın yerlerde ‘j’, ‘ch’, *sh’, izh’, ‘kh’, ‘gh’ ve ‘th’ kullanılmıştır; uzatma işareti olarak üst-çizgiler kullanılmıştır (geleneksel Kurmanci harfleri olan â, e, î, û yerine â, 6, i, ü). Vurgu imleri, yani uzatma işaretleri ya da Avrupa dillerinde sadece bir karşılığı bulunan Arapça ve Kürtçedeki farklı sessiz harfleri ayırdetmek için kullanılan işaretler uygun ya da gerekli görülen yerlerde kullanılmıştır (örn. Okuyucuların aşina olmadıkları kelime ya da isimleri telaffuz edebilmeleri ya da konuyla ilgili akade-mik/profesyonel literatürde bulabilmeleri için), fakat bunlardan başka durumlarda bu işaretleri kullanmaktan kaçınılmıştır. Latin alfabesiyle basılan eserlere yapılan göndermelerde orijinal imla aynen bırakılmıştır. Olası kelimeler her yerde Batılı okuyuculara tanıdık gelme ihtimali en yüksek biçimde verilmiştir.

Hepsi olmasa da kitapta yer alan yazıların birçoğu 26 Mart 1993’te Londra’daki Doğu ve Afrika Çalışmaları Okulu’nda (SOAS/School of Oriental and African Studies) gerçekleştirilen Kürtlerin Kültürel Kimliği Konferansında sunulan makalelere dayanarak yazılmış ve SOAS’a bağlı Yakın ve Ortadoğu İncelemeleri Merkezi ile Londra’daki World Circuit Arts himayesi altında bir araya getirilmiştir. Editörler olarak bütün katılımcılara; çalışmanın basılmasını finanse ettiği için Yakın ve Ortadoğu Çalışmaları Merkezi, SOAS’a ellerindeki nüshayı baskıya hazır bir metne dönüştürdükleri için merkezden Diana Gur’a, yardımları ve teşvikleri için SOAS’tan Dr. Richard Tapper’a, illüstrasyonlar konusundaki yardımları için SOAS’tan Catherine Lavvrence’a konferansın düzenlenmesindeki rolü için World Circuit Arts’tan Eva Skalla’ya ve yardımları ve sabırların ötürü Mieke Kreyenbroek ile David Taylor’a teşekkürlerimizi sunmak istiyoruz. Son olarak bu kitaptaki materyalin yazarların kendi görüşlerini yansıttığını belirtmemiz gerekmektedir. Editörlerin burada ifade edilen görüşleri muhakkak paylaştığı anlamına gelmemektedir.




Fondation-Institut kurde de Paris © 2021
BIBLIOTHEQUE
Informations pratiques
Informations légales
PROJET
Historique
Partenaires
LISTE
Thèmes
Auteurs
Éditeurs
Langues
Revues