La bibliothèque numérique kurde (BNK)
Retour au resultats
Imprimer cette page

Irak'ta Soykırım


Éditeur : Avesta Date & Lieu : 2001, İstanbul
Préface : Pierre Vidal-Naquet Pages : 588
Traduction : Ümit Aydoğmuş ISBN : 975-8637-44-4
Langue : TurcFormat : 135x210 mm
Thème : Politique

Présentation
Table des Matières Introduction Identité PDF
Irak'ta Soykırım


Irak'ta soykırım
Kürtlere karşı yürütülen Enfal askeri harekatı

 

Kürtlere iyi mi bakmalıydım?..
Hayır !
Onları buldozerlerle toprağa gömeceğım!”

Ali Hasan El Mecid

İran-Irak savaşının 1988 yılında sona ermesiyle beraber, Irak hükümeti ve ordusu Irak Kürdistanı'nda yaşayan Kürt köylülere karşı dehşet veren askeri bir operasyona girişti. Harekata Kuran'daki bir ayetten alınan ve sadakatsizlerden ele geçirilen ganimetler anlamına gelen Enfal isminin verilmesinin en büyük nedeni, Kürtlerin Müslüman ve Irak'ın seküler bir devlet olmasına karşın, harekata dini bir meşruiyet kazandırmaktı.

Bu kitap, Irak hükümetinin kuzey Irak'taki Kürt varlığını sona erdirmeyi hedefleyen organize harekatının anlatısıdır. Rapor, Enfal askeri harekatının birçok aşamasının detaylara inilerek aktarımıdır. Körfez Savaşı sırasında Kurt isyancılar tarafından ele geçirilen ve daha önce yayımlanmamış belgelere dayanan Irak'ta Soykırım, esir kampları, infaz mangaları ve kimyasal silah saldırılarını biraya getiren çok büyük bir askeri operasyona ışık tutmaktadır. 1987-1989 yılları arasında gerçekleştirilmiş olan askeri operasyonların temel özelliği içlerinde çok sayıda kadın ve çocuğun da bulunduğu on binlerce sivilin kitlesel olarak infaz edilmesi ve kaybedilmesi, bazı durumlarda tüm köy nüfusunun yok edilmesi, kimyasal silahların yaygın olarak kullanılması, evlerinin, camilerinin ve su kaynaklarının da dahil olduğu iki bin kadar köyün yok edilmesi, sivil mallarının yağmalanması, binlerce kadın, çocuk ve yaşlının sudan sebeplerle hapsedilmesi ve çok zor mahrumiyet koşullarında kapatılması, yüz binlerce köylünün zorunlu olarak yurtlarından göç ettirilmesi ve kırsal Kürt ekonomisinin ve altyapısının tamamen yok edilmesidir. Irak'ta Soykırım, iki yıl kadar süren bir araştırmanın sonucu olup, bu süre boyunca Middle East Watch görevlileri ele geçirilen birkaç ton Irak devlet dokümanını incelenmiş ve çoğu 1988 askeri harekatından sağ kurtulanlar olmak üzere, üç yüz elliden fazla tanıkla görüşme yapmışlardır. Bu dehşet verici çalışmadan sonra, Middle East Watch 1987 ve 1989 arasında, Irak hükümetinin soykırım suçu işlediğine karar vermiştir.


Fransızca baskıya önsöz

Pierre Viday-Naquet

Paris Kürt Enstitüsü Başkana Kendal Nezan benden bu baskının girişi için Iraklı Kürtlerin 1987 ve 1988 yılında yaşadıkları drama ilişkin birkaç satır yazmamı istediğinde bunu büyük bir memnuniyetle kabul ettim, zira sözkonusu kitabın tarihin büyük unutulmuşları olan Kürtler için istisnai bir nitelik taşıdığı kesin.

Bundan kırk yıl önce kimsenin Arap halklarının gelişim ve özgürlük hareketlerinin muhalifi olarak suçlayamayacağı Maxime Rodinson, 22 Ağustos 1962 tarihli France-Observateur'de şöyle yazıyordu: "Kürtlerin son kırk yıllık tarihi, soykırımlar, mahsul ve köy yakmalar, ırza geçmeler, yağmalamalar ve kurbanlar vermekten ibarettir." Kuşkusuz bugün Irak'ta sözünü ettiğimiz tarihin en kötü döneminde değiliz. 1991 Körfez savaşının tek olumlu tarafı, Irak'ın kuzeyinin, gerçek anlamıyla Kürt bölgesinin herşeyden önce Saddam Hüseyin'in silahlarından gelebilecek muhtemel bir saldırıdan korunmuş olması oldu. Adı geçen diktatör Saddam Hüseyin, Jacques Chirac ve Jean-Pierre Chevènement'ın yakın dostu ve hatta koruması altında olmasına rağmen o dönemde, İran'a karşı sürdürdüğü sekiz yıllık savaşında Batı'nın büyük bir çoğunluğunun gözdesi olmaya devam etti ve bunun yanında, bazı Amerikan çevrelerinin Saddam'a karşı gerici İran muhalefetini silahlandırmasını engelleyemedi. (Irangate skandalını hatırlayalım.) Iraklı diktatör sadece gericiliğin düşmana değil hatta Arap dünyasına sözüm ona laisizmi uyarlamaya çalışan Combes değil miydi? Velhasıl uzun hikaye...

Xénophon'un Anabasis'inde önce adları anıldı Kürtlerin (İÖ IV). Karduk olarak biliniyorlardı o dönemde. Bugünkü Kürtlerin gönüllü olarak bir Yahudi nüktesini kendi durumlarına uyarlamalarının gerisinde uzun bir tarih yatar; küçük bir coğrafya parçasına karşı daha az coğrafya politikası... Zaman içinde uzunca geriye gidecek olursak boşuna homojen yapıda bir Kürt devleti aramış oluruz. Bu noktada Kürtler Ermenilerden ayrılar. Selahaddin'le başlayacak olursak Kürtlerde hatırı sayılı savaşçılar vardı. Fakat onun da türbesi Şam'da bulunuyor ve Arap halkının kahramanı olarak tanınıyor.

Kürtlerin büyük bir çoğunluğu 1918'lere kadar Osmanlı Imparatorluğuna dahildi. Azımsanmayacak bir kısmı 1915 Ermeni soykırımında önemli bir rol aldı. Bugün ise Ermenilerin o dönemdeki kaderlerine benzerlik oluşturan bir durumla karşı karşıyadırlar.

1918'de Osmanlı Imparatorluğu Batılı müttefiklerin darbeleri ve Arapların isyanıyla çöker. 1920 Sew Antlaşması ile Ermenilere olduğu gibi Kürtlere de kendi bağımsız devletlerini kurma hakkı tanındı. Ermenistan Cumhuriyeti Lenin ve Mustafa Kemal arasında ezilirken, Kürt Cumhuriyeti ise hiç gün görmedi. Tamamıyla boğuldular dememek için, o dönem Fransız mandası olan Suriye, Britanya mandasındaki Irak, İran, "Dağ Türkleri" olarak anıldıkları Türkiye ve genç Sovyetler Birliği'ndeki Kafkas Cumhuriyetleri arasında parçalandılar. Bu paylaşımda petrol önemli bir rol alır; Irak Kürdistanı'nın bağrında olan Musul örneğin. Bununla birlikte, o dönemde 1946'da İran Kürdistanı'nda daha sonra Sovyetler'in yıkılmasına göz yumacakları, Mahabad Cumhuriyeti kısa süreli varlık gösterecektir.

Kısaca Kürtlerin bağımsızlık istemine yönelik her türlü hareketlerinin yabancıların güvencesine bırakılmasının şüphe taşıyacağı anlamına geleceğini söylemek yanlış olmayacaktır. İran-Irak savaşı sırasında, Kürtler, Saddam Hüseyin tarafından herkesçe bilinen Humeyni'nin "Siyonist" ajanları olmakla suçlandılar. Gülünç! 1967 Temmuzunda Golda Meir ulusal bir hareketin varlığından söz ediyor ve bu hareketi sadece kendi ülkesinin desteklediğini belirtiyor, tabii ki sözkonusu olan Irak Kürtleri olup bu yardımın Türkiye Kürtleri için asla olamayacağının altını çiziyordu. Tahmin edileceği üzere bu karşılıksız bir yardım değildi: Aynı zamanda, İran'la yaşanan sekiz yıllık savaş için de aynı şey sözkonusu idi.

Ulusların vicdanında Kürtler her zaman ikinci sırada yer aldılar. Acaba bugün onlara yardım etme zamanı mı? Herkes kendine bu soruyu yöneltiyor; özellikle Iraklı pirananın kendisinden daha büyük bir balık tarafından tehdit edildiği şu günlerde (George Bush'un Amerikan imparatorluğu dememe gerek var mı acaba?) söylememe gerek var mı bilmiyorum, bu tür argümanlar beni fazla etkilemiyor. En azından Kürtler için şu anda zamanı değil.

Bir öncelikler politikası olduğunu yadsımıyorum. 1943 baharında Hitler'in askerleri Katyn ormanında Stalin'in polisleri tarafından öldürülmüş binlerce Polonyalı subayın mezarlarını bulduklarını açıkladıklarında buna katılmak gerekir miydi? Cevaplaması zor. Ben yine de bu soykırımın tümünün Nazilere atfedilmemesinin daha iyi olacağı düşüncesini taşıyorum. Stalin'in müttefiklerini buna katılmaya davet etmesi gibi.

Niçin, Kürtlerin 1988 yılının' Mart ve Ekim ayları arasında cereyan eden soykırımına çıplak bir ışık tutan bu kitabı, okurlara sunmayı kabul ettim? Öncelikle kuşkusuz, Irak bürokrasisinden çıkma inkar edilemez on dört ton belgenin kaynakları üzerine kurulu bir tarih kitabı sözkonusu. Adı geçen belgeler, Nazilerinki gibi şifreli değiller ya da varsa da çok nadir. Tasnif edilmesi, çevrilmesi ve uyarlanması gereken belgelere ilaveten, hemen hemen gezegenin her yerinde temel insan haklarının uygulamasını, ama maalesef daha çok uygulanmamasını denetleyen Amerikan insani amaçlı bu örgütün çabalarını eklemek gerekir. Bundan 10 yıl önce İsrail'e yaptığım bir yolculuk sırasında, işgal altındaki, Gazze Şeridinde, Amerikalıların ya da hiç olmazsa yüksek rütbeli Amerikalıların yılmadan kahramanca insan haklarını savunmak için gitmedikleri bu toprak üzerinde, bilinçlerini ve ciddiyetlerini takdir ettiğim bu adamlardan biriyle tanıştım. Oslo Antlaşmasından, solun iktidara yeniden gelmesinden önceydi. Sanırım Şaron'un güttüğü politikanın bana verdiği korkudan kimse şüphe duymayacaktır, fakat Saddam Hüseyin gibi kendi döneminin özgün bir katili yanında o, sıradan kriminal bir politikacı olarak kalabiliyor. Bu sonuncusu, politikacı sıfatından çok British Museum'da Asuri alçak kabartmalarda adları kazılı olan katliamcıların arasında yer almalıdır.

Human Rights Watch'ın Orta Doğu departmanı tarafından üzerinde çalışılan belgeler, 1988 Mart-Eylülüne kadarki süre zarfında Irak Kürdistanı'nda cereyan eden olayların hikayesini gözler önüne seriyor: Köy ve şehirlerin gazlı bombardımana tutulmaları, erkek, kadın ve çocukların katledilmesi, toplu halde kurşuna dizmeler ve çok sayıda işkence olayı...

Bu araştırmaya eşlik eden anketler sayesinde sadece ölüleri konuşturmak değil aksine katillerden yakalarını kurtarabilen kadın ve erkeklerin kişisel tarihlerini yeniden kurmalarına da olanak veriyor.

Eğer bu çalışma öldürme niyeti üzerine hiçbir şüphe bırakmıyorsa bürokrasinin içerisinde bile Irak polis ve askeri gücünün içinde, insani güdülerini henüz kaybetmemiş olanların bulunduğunu gösteriyor. Burada sözkonusu olan bir halkı mahkum etmek değil, lakin yaşanmış olan bir pratiği hatta mümkünse bir vahşeti diyeceğim tahlil etmektir. Ama yine de kimse Saddam Hüseyin'i Lahey Uluslararası Adalet Mahkemesi'nde yargılanması için kaçırmadı.

Birkaç ayrıntıya girmeden önce bu kitabın histografik sıralamadaki yerini bulalım. 1958'de Harvard University Press'te Amerikalı tarihçi Merle Fainsod'un "Smolensk Under the Soviet Rule" adlı bir kitabı yayımlandı. Adı geçen yayının ne tarihine de yayan sorumlusu hakkındaki veriler gözardı edilebilecek türden değil. Kruşçev dönemi buzlarının çözülrnesine rağmen hâla Soğuk Savaşın bitiminden uzağız. Çünkü Macar isyan kanla bastırılmıştı -Kasım 1966'ya denk gelir- iki büyüklerin Sina ve Süveyş'teki Franko-Anglo-Israil macerasını cezalandırmak için kısa süreyle anlaştılar. Merle Fainsod'un araştırması, Eisenhower başkanlığındaki Amerikan yönetimine yakın Rand Corporation'ın bizzatihi kendisi tarafından finanse edildi. Bu, Smolensk Under the Soviet Rule'un çok önemli bir kitap olduğu anlamına gelir. Sovyet arşivlerinin ister Sovyet olsun ister yabancı olsun tüm bağımsız araştırmacılara kapak olduğu bir dönemde Merle Fainsod'un kitabı Smolensk'in partisinin 1917-1938 dönemi arşivlerine dayanıyordu. 1944 Temmuzunda Hitler'in şehri ele geçirmesiyle askerler bu arşivlere el koydular.
Zafer sırasında Amerikalılar bu belgeleri ele geçirdiler. Bu çalışması Merle Fainsod'a Sovyet iktidarının işlevselliğini yakından inceleme ve NEP (Yeni Ekonomi Politikası) dönemi ve sonrası boyunca devrimin anahatlarını çizme olanağı verdi. Kuşkusuz totalitarizmi yakından görme olanağı sunan istisnai bir belge, fakat biraz sınırlı, yaklaşık iki yüz bin sayfayı içeren aşağı yukarı beş yüz dosya sözkonusu. Bu bakış açısından yola çıkarak Middle East Watch tarafından üzerinde çalışılan on dört ton belgenin birarada sınırsız bir zenginlik oluşturduğunu söylemek mümkün. Nedir sözkonusu olan? Sözkonusu olan, yedi operasyondan oluşup Enfal adını alan 1988'in 23 Şubatından 6 Ekimine kadar Saddam Hüseyin'in kuzeni ve yakın arkadaşı olan Ali Hasan El Mecid tarafından Kürtlere karşı yürütülen bir bastırma hareketi, Kuran'ın sekizinci suresi Enfal, sembolik olarak önemli, "imansızların" bütün mallarına el koyarak düşmanın "soyunu kazımak" anlamına geliyor.

Allah peygamberine der ki, "Ganimet konusunda seni sorgulayanlara de ki: Ganimet Allah'a ve onun peygamberine aittir. Allah'tan korkun! Birbirinizle iyi geçinin, Allah'a ve O'nun elçisine itaat ediniz, eğer inananlardansanız." (çeviri D.Masson Pléiade Kütüphanesi Sayfa 212) Söylentilere göre Saddam Hüseyin, sadece Kuveyt savaşı sırasında kendisini fetihçi İslamcı olarak görüyordu. Kürtler ve onları takiben Hıristiyan Asuri-Keldani ve Yezidilere karşı olan savaşın dini bir boyut taşıdığı aşikardır. Bu en azından Kürtlerin dışında "Siyonist İran rejimine" karşı çarpışmak için de gerekliydi. Bu en azından bir subayın bir ihtiyara, "Sizi Kürtler için özel olarak düzenlenmiş bir cehenneme göndereceğiz" diyebilmesi için de gerekliydi. Kürtlerin hakkını vermek gerekir: Kendi çoğunlukları içerisinde, onlar inançlı Müslümanlar. "Liderleri, içlerinden bazıları hâlâ feodal yapılanmanın içerisinde kalsalar bile ölümünden bir süre önce kendisiyle tanışma ayrıcalığına sahip olduğum ve hayranlık duyduğum Abdurrahman Qasımlo gibi degillerse de kendilerini Tanrının yeryüzündeki temsilcileri gibi görmüyorlar. Tekrar belirtmek gerekir ki bu satırları yazdığım aynı günlerde Irak Kürdistanı'nı kendi aralarında paylaşan iki temel hareketin uzlaştığı bildiriliyor. Birşeye yaramayacağından korktugum bu savaş tehdidinin son tahlilde bu birliğe rağmen Kürt halkının çıkarlarına hizmet edemeyeceği endişesini taşıyorum.

Esas yazarının Georges Black olduğu Middle East Watch'ın kitabı özellikle Robin Moore'un sorumluluğuyla Çin demokratik hareketine istinaden Irak'ta Soykırım adıyla bir kitap yayımlandı. Yahudi soykırımıyla -ki holocauste (kurban verme) olarak nitelendirmeyi reddettiğini- arasında kesin bir benzetmeye gidiliyor. Sözkonusu olan insan kurban etmek degil, bu karşılaştırmanın temeline kılavuzluk eden Raul Hilberg'in temel eseri olan Avrupalı Yahudilerin Yokedilmesi kitabıdır. Birçok bilginin ve Yahudinin tersine Yahudilerin büyük soykırımının çağdaş tarihin benzersiz fenomeni olduğuna inanmıyorum. 1915'te Ermeni katliamı, günümüz tarihine daha yakın olan 1970'lerin sonunda bir milyondan fazla Kamboçyalının katli ve yine 1994'te Ruandalı Tutsiler, jenosidin kurbanları oldular. Yani insanları yokeden bu katliamlar, insanların fiiliyatıyla degil, doğrudan doğmuş olma suçunu işlemekle ilgilidir diye belirtiyor André Frossard.

Acaba Kürtler bu kategoriye mi dahil? Herkesi şok etme riskine rağmen cevabın kolay olmadığını söyleyeceğim. Değersiz bir itirazı bir kenara bırakalım. Bazılarınız diyecektir ki Kürtler hep savaşçıydılar, savaşçıları ve Peşmergeleri Saddam Hüseyin'in askerlerine güçlük çıkardılar ve İran sınırına dayandılar. Aynı itirazın tamamen benzeri Ermeni soykırımına ilişkin de yapıldı. Rus sınırına dayandıkları söylendi. Bu yaklaşımı tamamen anlamsız buluyorum. Hangi durum sözkonusu olursa olsun katliamcılar "savaş yasalarına" uygun davranmıyorlar. Kadınlar, çocuklar ve kesin bir yargıyla Baas rejimine sadık olanlara karşı bile hoşgörü gösterilmedi. "El Mecid, Ulusal Muhafız Birlikleri şeflerini bile eğer köyleri boşaltmayı reddederlerse tehdit etmekle övünüyordu." 1988 yılında yaşanan kitle kıyımı sırasında, etnik kimlik ve fiziki yerleşim temel unsur olup buna dahildiler.

Dolayısıyla Baas yöneticilerinin kullandıkları terminoloji -modeli totaliter olan parti- ideolojisi baskın olmadığı halde bazen garip bir biçimde Nazilerinkiyle benzerlik teşkil ediyor. Kürtlerden sözederken "yerinden etmek" yani "yeniden yerleştirmek" ile Almancadaki "Umsiedlug" ile olan güçlü benzerliğe bakmak gerek.

Yapılan bütün hesapların neticesinde yine de Irak örneğinde bir soykırım iddiasından çok tam anlamıyla bir soykırım olduğunu söyleyebilirim rahatlıkla. Niçin? İlginç olanı 1970'ten beri otonom bir statü etrafındaki görüşmeler Saddam Hüseyin'in kişisel iktidarının soykırımlarla sağlanması da dahil sürekli değişiklik gösterdi. Enfal'in kendisi de Eylül 1988'de eksikler içeren ikiyüzlü bir af yasasının devamında gerçekleşti. Hiç şüphe yok ki öldürmeler yasanın ilanından sonra gerçekleştiler. Af bundan daha az şok yaratmadı. Bu yüksek sorumlunun bir tanığı 15 Nisan 1989'da Ek A'daki kayıtlarda yapılan alıntıda şöyle der: "Af açıklandığında neredeyse deliriyordum." Yine de öngörüleceği gibi basit bir münasebetsizlik değildi. 1944'te Hitler'in Yahudileri affettiğini düşünelim.

Saygı duyulan bir şahsiyet olmak için Hitler olmamak yeterli değil. Örneğin Enver Paşa ya da Miloseviç de olabiliriz, pekâlâ Timurlenk de olabiliriz. Bu sadece bu kitabın yazarının Marlow'un "Büyük Timurlenk" piyesinden alıntıladığı birçok arabaşlığa verdiği başlıklardır. Semerkant'a gömülü bu korkunç şahsiyet, on dördüncü yüzyılın sonunda, Yakın ve Orta Doğu'yu harabeye çevirmiştir.

Fakat bu karşılaştırmaları burada bırakalım. Inkar edilemez belgeleriyle yapılan anketlerin kalitesi, ama ayrıca genelin ve özelin benzersiz karışımı, bireylerin halihazırdaki kaderlerine bizi tanık yapan ve ölümün, öldürmenin çok iyi planladığını gösteren bu belgelerle geriye sadece okurun bu temel kitabı eline alması kalıyor.

Fransızcadan Çeviren
Rûken Bağdu Keskin




Fondation-Institut kurde de Paris © 2021
BIBLIOTHEQUE
Informations pratiques
Informations légales
PROJET
Historique
Partenaires
LISTE
Thèmes
Auteurs
Éditeurs
Langues
Revues