La bibliothèque numérique kurde (BNK)
Retour au resultats
Imprimer cette page

Nemrud Dağı'nın Zirvesinde Tanrıların Tahtları


Éditeur : Türk Tarih Kurumu Yayınları Date & Lieu : 1990, Ankara
Préface : Friedrich Karl Dörner Pages : 256
Traduction : Vural Ülkü ISBN : 975-16-0227-0
Langue : TurcFormat : 190x245 mm
Code FIKP : Liv. TrThème : Histoire

Présentation
Table des Matières Introduction Identité PDF
Nemrud Dağı'nın Zirvesinde Tanrıların Tahtları

Nemrud dağı'nın zirvesinde tanrıların tahtları

Friedrich Karl Dörner

I. Bölüm: Kommagene'nin keşfi ve araştırmaların başlaması

Tanrılar dağı Nemrud'un keşfi 1

Bir Mektup ve Sonuçları
1881/82 kışında, Berlin'deki Prusya Kraliyet Bilimler Akademisine Türkiye'den bir mektup geldi. Akademi başkanı ve üyeleri, mektubu okur okumaz büyük bir heyecana kapıldılar. İzmir'deki Alman konsolos yardımcısının yazdığına göre, bilim dünyasında adı o zamana kadar duyulmamış bir Alman, Doğu Antitoros dağlarındaki bir zirvede, çok sayıda ve muazzam büyüklükte heykeller bulduğunu iddia etmekteydi. Adamın anlattıklarına bakılırsa, olağanüstü büyüklükteki figürler karşılıklı iki terasta yer alıyordu ve bunlar bir tepeyle birbirinden ayrılıyordu. Kâşifin düşüncesi, deniz seviyesinden 2000 metre yüksekteki bu anıtsal tesisin Asur kültür dünyasıyla ilgili olduğu şeklindeydi.

Bu yazılanları okuyan Akademi üyeleri, tabii ki çok farklı değerlendirmeler yaptılar. İşin ardında bir sahtekârlık amacı bulunduğuna ve anlatılanların hayal ürününden ibaret olduğuna inanan üyeler, bu hususta önemli sebepler sıralayabiliyordu. Adını kimsenin duymadığı o şüpheli "güvenilir adam "Karl Sester'e ne derece güvenilebilirdi? Öte yandan, Antitoros'ların güney tarafındaki ve Kâhta çevresindeki zirve, coğrafi bakımdan kesin bir nokta olarak haritalarda işlenmişti; fakat sözde Asur anıtının bir taç oluşturduğu ileri sürülen bir zirvenin arkeolojik önemi konusunda hiç bir bilgi mevcut değildi. Bu ise, şüpheleri büsbütün artırıyordu.

Söz konusu bölgenin haritasını ilk çıkaran ise, o sıralarda Berlin'de emekli olarak yaşayan Generalfeldmareşal Graf (Kont) Helmuth von Moltke'den başkası değildi ve kendisi Akademinin şeref üyesiydi. Moltke, genç bir yüzbaşı olarak Türkiye'ye gelmiş, Türk Silahla Kuvvetleri Başkomutanlığının görevlendirmesiyle, Antitoroslar'ın kuzeyinde ve güneyinde, Malatya ile Birecik arasında keşifler ve gözlemler yapmıştı. Aslında Berlin'den askeri danışman olarak Sultan'ın sarayına atanmıştı. O sıralarda Osmanlı yönetimine karşı ayaklanan Mısır hıdivi Mehmet Ali Paşa, Filistin'i ve Suriye'yi egemenliği altına alınca, Moltke, yol durumu ve destek imkanları konusunda kesin bilgiler derlemekle görevlendirildi. Türkiye'nin Toros Ordusu da harekete geçirilmişti ve 1838 yılında savaşa hazır vaziyette Malatya civarında bekliyordu.

Ancak, büyük askeri birliklerin ve ağır savaş malzemesinin planlandığı şekilde Toroslar'dan nasıl geçirilebileceği konusunda sağlam temel bilgiler pek azdı. Özellikle, Türk askeri birliklerinin desteklenmesinin kesintisiz olarak nasıl gerçekleştirileceği sorunu çözülememişti. Helmuth von Moltke, kendisine verilen görevi büyük bir dirayet, özen ve ciddiyetle ele aldı. Bir konuda birbiriyle çelişen haberler geldiğinde, genç subay kendi hayatını tehlikeye atmaktan çekinmeden güvenilir bilgiler sağlamaya çabalıyordu. Bu konuda en iyi örnek, onun tarihe geçmiş olan Yukarı Fırat yolculuğudur: Moltke, Toroslar'ı aşarak, Fırat nehrinin ordunun ikmal işinde kullanılıp kullanılamayacağı sorusuna bir cevap bulmak iştemişti. Bu iş için genç yüzbaşı, şişirilmiş hayvan derilerinden oluşturulmuş, kelek denilen bir salla nehirde keşfe çıktı. Az kalsın bir felaketle sonuçlanacak bu cüretli girişimin dramatik hikayesini, gözü pek subayın bizzat kendisi yazmıştır1. Bu sal yolculuğunu tekrarlamak konusunda daha sonra yapılan denemelerin gösterdiği gibi, Moltke'nin yazdıkları asla abartmalı değildi. Ve Moltke Türk Başkomutanlığına, Fırat nehrinin...


ÖNSÖZ

Karl Sester'in Doğu Anadolu'dan Berlin'deki Bilimler Akademisine yolladığı mektubun sonucunda, orada antik Kommagene topraklarına bir araştırma heyeti gönderilmesi kararının alınmasından bu yana yüz yıldan fazla zaman geçmiştir. Gelişmelerin sonunda ise, bir süre öncesine kadar tarih kitapları¬mızdaki belli belirsiz bir coğrafi ad, kesin bir kavram halini almıştır.

İlk keşif gezisindeki öncülerin ummaya pek cesaret edemedikleri şey, Kommagene'de sürdürülen araştırmalar sonucu gerçekleşmiş, bu ülke ve onun tarihi önemi konusundaki bilgiler sürekli olarak artmıştır. Bu başarılar sadece kazı yapanların kazmalarının eseri değildir; eskiçağ biliminin bütün dallarının ve komşu araştırma alanlarının bunda katkıları vardır. Onların ulaştığı sonuçlar, benim anlattıklarımın sağlam temelini teşkil etmektedir. Ayrıca, Kommagene'deki çeşitli araştırma seferlerinde çalışan kartograflar ve mimarlar, jeologlar ve mineraloglarla, Kommagene toprağının muhafaza ettiği mal¬zemeyi inceleyen kimyacılar ve fizikçiler de buna dahildir. Kazılar sırasında karşılaştığımız problemleri, ancak tecrübeli mühendis ve teknisyenler sayesinde çözmeyi başarabildik. En eski çağlara ait buluntuların tarihlenmesinde ve yorumlanmasında ise, prehistorya ve ilkçağ tarihi alanları uzmanlarının yardımına başvurulmuştur.

Dil biliminin ödevlerine gelince, onlar özellikle çok yönlüydü. Çünkü Kommagene'de akla gelebilecek her kaynaktan yazılı belgeler elimize geçmiştir. Asur çivi yazısıyla yazılmış metinlerden, Fenike ve Arami dillerinde ve Geç Hitit hiyeroglifleriyle yazılmış metinlere kadar çeşit çeşit belgeler. Bu kitabelerin en eskileri milattan önceki 1. binin başlarından kaynaklanır. Yüz yıl kadar önce, Kommagene'de ilk büyük yazılı belgeler bulunduğunda, bunlar başlangıçta bölük pörçük çözülebiliyordu. Çeşitli ülkelerden çok sayıda bilim adamının sürekli çabaları sayesinde, elinizdeki kitapta bu metinler okuyucuya hemen hemen eksiksiz birer çeviriyle sunulabilmektedir.

Kommagene bölgesinde Asur egemenliğinin sona ermesinden sonraki dönemden hemen hemen hiçbir yazılı belgeye sahip değiliz. Bu sözlerimiz, milattan önceki 1. yy. a kadarki bütün süre içinde geçerlidir. Ancak ondan sonra, Kommagene kralı I. Antiochos'un döneminden kalma Grekçe önemli yazılı belgelerin bulunmasıyla, tablo yeniden değişmektedir. Grekçe, o zamanlar bütün Doğu Akdeniz çevresinde genel anlaşma diliydi; bu yüzden, kitabeler bizim Geç Helenistik çağda eskiçağ dünyasının bütün alanlarından değerli bilgilere sahip olmamızı sağlamaktadırlar. Grekçeyle birlikte Grek tanrıları da girmişlerdi Kommagene'ye. İlk defa olarak onların çevresinde Pers ışık tanrısı Mithras'a rastliyoruz.

Elinizdeki kitap böylece, Kommagene topraklarının tarihi, kral kültü ve sanat alanındaki muazzam yaratıcı gücü hakkında renkli bir mozaik sunmaktadır. İlk bölümde, Alman araştırıcıların geçen yüzyılın sonunda büyük zahmetlerle gerçekleştirdikleri ilk yolculukların hikayesi anlatılıyor. 1938'den bu yana araştırma gezilerini ben düzenliyor ve yönetiyordum. Okuyucunun büyük görevin karşısına dikilen güçlükleri hissedebilmesi, ama bunun yanında, bir şey bulan araştırıcının büyük sevincine ve bir arkeologun hayatında yıldızın parladığı anlardaki mutluluğun ortak olabilmesi için elimden gelen gayreti sarfettim.

Bu kitapta pek söz edilmiş olmasa da, her defasında kazı seferleri için gerekli paraları sağlamak hiç de kolay olmamıştır. Özellikle 2. Dünya Harbinden sonraki yıllarda resmi Batı Alman kuruluşlarının mali imkanları çok sınırlı olduğundan, çoğu kere sanayi ve iktisat çevrelerinden anlayış ve yardım sağlamaya çalıştım. Bilim alanımıza duydukları hayranlıkla bana destek olan bütün dostlarıma burada bu satırlarla teşekkürlerimi sunmak isterim.

(Kitabı F. Almanya'da yayımlayan) Yayınevinin sahibi Sayın Gustav Lübbe'ye ve yardımcılarına da teşekkür ederim; kitabın oluşumu konusundaki bütün isteklerimi yerine getirmeye çalıştılar ve eserin bol sayıda fotoğrafla ve resimle zenginleşmesini sağladılar.

Friedrich Karl Dörner




Fondation-Institut kurde de Paris © 2021
BIBLIOTHEQUE
Informations pratiques
Informations légales
PROJET
Historique
Partenaires
LISTE
Thèmes
Auteurs
Éditeurs
Langues
Revues