La bibliothèque numérique kurde (BNK)
Retour au resultats
Imprimer cette page

Kürtler İsyan-Tenkil


Auteur :
Éditeur : Alan Date & Lieu : 1991, İstanbul
Préface : Pages : 152
Traduction : ISBN :
Langue : TurcFormat : 126x185 mm
Code FIKP : Liv. Tur. Gok. Kur. N° 1130Thème : Histoire

Présentation
Table des Matières Introduction Identité PDF
Kürtler İsyan-Tenkil

Kürtler İsyan-Tenkil

Hıdır Göktaş

Alan Yayıncılık


Kürtlerin, Osmanlı yönetimi altındayken sık sık ayaklandıkları, günümüze ulaşan "sınırlı sayıdaki" kaynaktan anlaşılmaktadır. Bu ayaklanmaların ortak noktası, tamamına yakınının aşiret liderleri tarafından sevk ve idare edilmiş olmalarıdır.

1800’lü yılların başından günümüze kadar gelen olaylar zincirinin ilk halkası, "Babanzade Abdurrahman Paşa” isyanıdır. 1806 yılında meydana gelen bu isyandan, günümüzde halen sürmekte olan çatışmalara gelinceye kadar bir çok isyan oldu, onlarca örgüt kurul-du. Yörenin, zengin petrol kaynaklarını ...



Hıdır Göktaş, 1960 yılında, Sivas ilinin Gürün ilçesinin Yuva köyünde doğdu. 1978 yılında Elektronik Astsubay Hazırlama ve Sınıf Okulu'nu bitirdi. 700. Muhabere Ana Depo ve Tamir Fabrikası, Urfa 20. Mekanize Tugay Komutanlığı ve Erzurum - Kandilli 6. Zırhlı Tugay Komutanlığı bünyesindeki birliklerde görev yaptı.

Urfa'da görev yaptığı 1981 yılında tutuklandı ve 1982 yılında Diyarbakır Cezaevi’nden tahliye oldu.
Kandilli’de görev yaptığı sırada da ikinci kez gözaltına alındı ve serbest bırakıldıktan sonra, 7 Mart 1984 tarihinde re'sen emekli edildi.

Aynı zamanda 1980 yılında başladığı Gazi Üniversitesi Basın ve Yayın Yüksek Okulu’nu 1985 yılında bitirdi.
Bir süre Cumhuriyet Gazetesi’nde staj yaptıktan sonra Nokta Dergisi, Söz Gazetesi, Gazete Gazetesi'nde çalıştı.
Hıdır Göktaş halen, Güneş Gazetesi Ankara bürosunda çalışıyor.

 



ÖNSÖZ


Kürtler,
Son günlerde ülkemizde en çok konuşulan ve tartışılan konuların başında geliyor...

Körfez Krizi ve Savaşının hemen akabinde gündeme gelen bu konuya dair çok şeyler söyleniyor.
Türkiye'nin yöneticileri -yöneticisi-, Irak'ta bir Kürt Özerk Bölgesi kurulması ihtimali üzerine, bu gelişmenin olası etkilerini, "etkisizleştirmek" amacıyla bir dizi faaliyetler başlattılar.

Bunların başında, 2932 Sayılı Yasa'nın değiştirilmesi ya da kaldırılması geliyor. Ancak, bu tar-tışmalann sürdüğü bir ortamda, Iraklı Kürt liderlerden Celal Talabani ve Muhsin Dizai'nin Ankara’ya gelerek üst düzey bürokratlarla bir dizi görüşmelerde bulunmaları ve Ankara'nın "Kürt" sözünü etmekten kaçınmayan bir tavır izlemesi her şeyden önce, Türkiye Cumhuriyeti'nin öteden beri varolan politikasının artık değişmeye başladığının en önemli göstergesi olarak ortaya çıktı.

Çünkü, Türk yöneticiler tarafından II. Abdülhamit döneminden bu yana Kürtlcr'e karşı ilk kez böylesine bir "sempati" gösterilmeye başlandı.

II. Abdülhamit, kuzeyden gelebilecek olası bir Rus ve Ermeni tehdidine karşı, bölgenin "yiğit ve cesur" insanlarını; aşiretler halinde yaşayan Kültleri kullanmayı seçmişti. Aşiretlerin önde gelenlerine makam ve rütbeler vererek, onları silahlandırmıştı. Hamidiye Alayları olarak anılan bu birlikler, başlangıçta Osmanlı Yönetimi ile iyi geçindiyseler de, daha sonra hem devlet yapısında meydana gelen aksaklıklar, hem de devlet desteğiyle silahlanan aşiret liderlerinin "tek başlarına" hareket etmek istemeleri bir çok problemin doğmasına yol açmıştı.

Bunlar çoğu kez "küçük problemler" ve "küçük çatışmaların da ötesine giderek, "isyanlara ve "tenkil" hareketlerine dönüştü. Her iki taraftan da kayıtları bile tutulamayacak derecede can ve mal kayıpları oldu; Kürt aileler denizaşırı yerlere, -bir daha geri dönmesinler diye- sürgüne gönderildi.

II. Meşrutiyet'in ilanı üzerine yönetimi devralan İttihat ve Terakkiciler, Kürtlere verilen makam ve mevkileri geri alınca, devletin yanında yer alan Kürtler bu kez, Arnavutları ve Arapları örnek alarak, İstanbul'da birbiri peşisıra dernekler kurmaya başladılar. Bu derneklerin üst yönetimini çeşitli makamlarda bulunmuş Kürt ileri gelenleri üstlenirken, itici gücünü ise "Aşiret Mekteplerinde okuyan Kürt gençleri oluşturuyordu.

Bu ilişkiler, I. Dünya Savaşı'nın başlaması ve hemen herkesin askere alınması üzerine "göreceli" olarak rafa kaldırıldı.
Ancak, I. Dünya Savaşı'nın sonunda, Anadolu'da, Osmanlı İmparatorluğundan ayrı bir yönetimin belirmeye başlaması, bu kez Kürtler'i yeni bir siyasi otoriteyle karşı karşıya bıraktı. Bu yönetimin önderi Mustafa Kemal, Erzurum Kongresi'ne Kürt ileri gelenlerini de çağırarak, onlara da söz hakkı vermiş ve bir ölçüde desteklerini de almıştı.

Ancak, Kültlerin bazıları, yeni yönetimin yanında yer almaktansa, ayrı bir devlet kurmaktan yanaydılar. Bu amaçla bayrak açıldığında -Koçgiri Ayaklanması-, Kürtlerle Ankara Hükümeti ilk kez karşı karşıya geldi. Meclisle Kürt ileri gelenlerinin bulunmasına karşın, kanlı bir şekilde bastırılan bu Kürt hareketi, "ilk" olmakla birlikte "son" olmadı.
1920'de, Ankara Hükümeti'nin oluşturulmasından hemen sonra girişilen bu harekat, yeni Türkiye Cumhuriyeti yöneticilerinin bölgede tam bir egemenlik kurmak istediklerinin de açık bir kanıtını oluşturmaktadır. Çünkü, "Kurtuluş Savaşı" sırasında Ankara Hükümeti’nin yanına çekilen Kürtler'in üzerine, daha sonraları "şiddetle" gidilmiş, Doğu ve Güneydoğu'da "sükunet" sağlanması için bir çok askeri harekat düzenlenmiştir.

Kürtlere karşı, 1920-1938 yılları arasında düzenlenen bu bir dizi askeri harekat sırasında, Meclis'in tavrı da oldukça ilginçtir.

Koçgiri Ayaklanması sıraşında, Meclis'te bulunan Kürt Mebuslar, yapılacak "tenkil" harekatına karşı çıkarlarken; 1924 yılındaki Şeyh Sait İsyanı sırasında da alınacak önlemler ve uygulanacak yöntemler konusunda bazı muhalif seslere rastlamak mümkündür.

Ancak, özellikle Şeyh Sait İsyanı sırasında biri Diyarbakır, öbürü de Ankara'da olmak üzere kurulan İstiklal Mahkemeleri'nin, sadece isyancıları değil, diğer muhalifleri de dize getirmekte kullanılması, daha sonraki harekatlarda Ankara Hükümeti'nin işini kolaylaştırmıştır. Bölgede denetimin ve yeni otoritenin sağlanabilmesi için, çıkan bazı isyanların üzerine şiddetle gidilerek "tedip ve tenkil" yapılırken, bazen isyanın çıkmasına da gerek kalmadan alınan kararlar doğrultusunda "tedip ve tenkil" harekatı yapılmıştır.

Ağrı İsyanı ve Dersim Tenkil Harekatı sırasında, Meclis'te hiç tartışma olmaması; Tunceli Kanunu'nun. hemen bütün maddelerinin "kabul edenler-etmeyenler, edilmiştir" şeklinde geçmesi, parlamento içi muhalefetin durumunu göstermesi açısından çarpıcı bir örnek oluşturmaktadır.

1920-1938 yılları arasındaki dönemde uygulanan yöntemler sonucunda Kürtler hakkında bir de "devlet politikası" oluşmuştur. 1936 yılında, Dersim Tenkil Harekatı'ndan hemen önce çıkanları "Ana Dili Türkçe Olmayanlara ilişkin yasa, 47 yıl sonra çıkarılacak bir başka yasaya da temel oluşturmaktadır.

12 Eylül 1980 darbesinden sonra, ülke genelindeki bütün demokratik kurum ve kuruluşlara olduğu gibi Kürtler'in üzerine de şiddetle gidilmiş bu konularda "katı" yasal düzenlemeler yapılmıştır. 2932 Sayılı, "Türkçe'den Başka Dillerde Yapılacak Yayınlar Hakkında Kanun" da bu katı tutumun en belirgin göstergelerindendir. İnsanlar, bu yasayla "ana dillerini" konuşamaz hale getirilmiştir.

Bu dönem, Kürtler’e ilişkin yeni teorilerin de üretildiği bir dönemdir. Varolan devlet politakasının "bilimsel" bir temele oturtulmak istenmesi, "gülünç" tabloların ortaya çıkmasına neden olmuştur. "Kürt"ün, karda yürürken çıkan "kart-kurt-kürt" sesinden kaynaklandığı, bu tablonun en göze çarpan unsuru olarak ortaya çıkmıştır. (Türkiye'de Yıkıcı ve Bölücü Akımlar, K.K.K. Yayınları, sh. 43-44).

Gerek bu dönemde, gerekse askeri dönemden hemen sonra kurulan Özal Hükümetleri döneminde de bu politikada bir değişiklik yapılmamış ve mahkemelerde ana dilleriyle savunma yapan insanlar hakkında davalar açılmış, cezalar kesilmiştir.

Üstelik, Ana Muhalefet Partisi'nin Lideri tarafından verilen ve 2932 Sayılı Yasa'nm yürürlükten kaldınlmasını öngören "yasa teklifi" iktidar partisine mensup milletvekillerinin oylarıyla daha komisyondayken geri çevrilmiştir.
Ne olduysa, Körfez Savaşı'nın son günlerinde oldu...

Savaşın renginin belli olması ve Irak yönetiminin sallantıda kalması sonucunda, Iraklı Kürt ve İslamcı muhalifler de etkinliklerini artırdılar. Türkiye'de Kültler konusunda yıllardır süregelen katı devlet politikasının bir yana bırakılcağının izlerinin ortaya çıkmasının da bu döneme rastlaması, zamanlama açısından oldukça ilgi çekicidir.
Bu değişiklik izlerinin, hükümetin "fiili başkanı" konumundaki Başbakan Yıldırım Akbulut'dan değil de, Cumhurbaşkanı
Turgut Özal'dan gelmesi, konuyu daha da çarpıcı hale getirmektedir.

2932 Sayılı Yasanın kaldırılması tartışmalarının, Cumhurbaşkanı Özal başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu’nda başlaması; Kürt liderler Talabani ve Dızai'nin Ankara'ya geldiğinin yine Özal tarafından Sovyetler Birliği'ne giderken uçakta gazetecilere açıklanması ve diğer yöneticilerin ilk başlarda "haberimiz yoktu" türünden açıklamalar yapmaları, yeni Kürt politikasının nasıl ve ne şekilde oluşturulacağının da izlerini vermektedir.
Özal, bu kez "Kürtlerin hamisi" olmaya soyunmaktadır.

Bu kitap, Osmanlı Yönetmi ile, yeni Türkiye Cumhuriyeti'nin Kürtlerle olan ilişkilerinin belirli bir dönemini kapsamakta ve üç kitaplık bir dizinin ilk ayağını oluşturmaktadır. İlk kitapta, 1800’lü yılların bir özet panoraması yapıldıktan sonra, 1898 yılında çıkarılan Kürdistan Gazetesi, politik Kürt örgütlenmelerinin "temeli" olarak alınmakta ve 1938 yılındaki Dersim Tedip Harekatı’na kadar olagelen olaylar ve çatışmalar ele alınmaktadır.

Ancak, konunun öteden beri "tabu" olarak görülmesi ve devlet kaynaklarının "sır" gibi saklanması; Kürtler'in ise başlarından geçen bu olaylara ilişkin çok az yazılı kaynak bırakması, bazı olayları ve dönemleri yeteri kadar açıklığa kavuşturanıamaktadır.

Kürtler'in örgütlenmelerini ve isyanlarını belirli bir silsile içerisinde ve hepsini bir arada ele alan bir doküman -kitabın- bulunmaması, beni bu tür bir araştırma yapmaya itti. Sonuçta ortaya, ilginç, çarpıcı ve "ibret verici" tablolar ve belgeler çıktı...

Bu çalışmayı yaparken, beni destekleyen, yüreklendiren, eleştiri ve öngörüleriyle yönlendiren; üstelik kitabın düzeltmeleri gibi "sıkım" bir işi bana birakmadan üstlenen karım Nuray'a sevgilerimi sunuyorum.
Ayrıca, çalışmalarım sırasında, bana her türlü kolaylığı ve yardımı göstermekten çekinmeyen, Meclis Kütüphanesi çalışanlarına da teşekkür ediyorum.

Önemli bir kaynağı bulmam konusunda didinen Materler'e, ellerindeki her türlü bilgi, belge ve anılan bana aktararak zihnimi açan "ihtiyarlar"a da teşekkürü borç biliyorum...
Kitapta yer alan fotoğrafları, aslından ayırdedilemeyecek şekilde görüntüleyen Alper Fidaner'e de teşekkür ediyorum.

Hıdır Göktaş
OR-AN / 20.3.1991



1. Bölüm

I. 1800'lü Yıllar

Kürtlerin, Osmanlı yönetimi altındayken sık sık ayaklandıkları, günümüze ulaşan "sınırlı sayıdaki" kaynaktan anlaşılmaktadır. Bu ayaklanmaların ortak noktası, tamamına yakınının aşiret liderleri tarafından sevk ve idare edilmiş olmalarıdır.

1800’lü yılların başından günümüze kadar gelen olaylar zincirinin ilk halkası, "Babanzade Abdurrahman Paşa” isyanıdır. 1806 yılında meydana gelen bu isyandan, günümüzde halen sürmekte olan çatışmalara gelinceye kadar bir çok isyan oldu, onlarca örgüt kurul-du. Yörenin, zengin petrol kaynaklarını bünyesinde barındırması, bir çok devletin bölgede "egemenlik" arayışlarına girmesine yol açarken, bölgede asıl yaşamakta olan Kürtler, sürekli arada kalmaktan kurtulamadılar. Bölgenin "hassas" bir özelliğe sahip olması, burada meydana gelen "tarihi" olayların da bu çıkarlar doğrultusunda ele alınmasına, farklı yorumların ve farklı tarihlerin ortaya çıkmasına neden oldu.

İşte bu nedenlerden dolayıdır ki, Babanzade Abdurrahman Paşa isyanı da farklı nedenlere dayandırılmaktadır. Şadillili Vedat'ın, "Türkiye'de Kürtçülük Hareketleri ve İsyanlar" adlı kitabında isyanın çıkış nedeni olarak; Süleymaniye valisi olan Baban aşiretinden İbrahim Paşa'nın ölümü üzerine, yine aynı aşiretten Halit Paşa'nın Osmanlı yönetimi tarafından Süleymaniye'ye vali atanması gösterilmektedir. İbrahim Paşa'nın yeğeni Abdurrahman Paşa bu atamayı çekemediği için, "hakkının yendiğini" ileri sürerek 1806 yılında başkaldırmıştır.

Aynı isyan, M. Emin Zeki'nin "Kürdistan Tarihi" isimli kitabında ise,"Babanzade Abdurrahman Paşa Bağdat valisi ile bağımsızlık için savaşa tutuştu" şeklinde anlatılmaktadır. Baban aşiretinden Mahmut Paşa'nın oğlu olan Abdurrahman Paşa, 1788'de Baban Emirliğinin başına geçti ve bir çok kez Osmanlı yönetimine karşı başkaldırdı. Ancak, Halit Paşa'nın Bağdat valisi ile işbirliği sonucunda Abdurrahman Paşa istediği sonuca ulaşamadı ve yenildi.

.....




Fondation-Institut kurde de Paris © 2022
BIBLIOTHEQUE
Informations pratiques
Informations légales
PROJET
Historique
Partenaires
LISTE
Thèmes
Auteurs
Éditeurs
Langues
Revues