La bibliothèque numérique kurde (BNK)
Retour au resultats
Imprimer cette page

Aleviliğin Kökenindeki Mazda İnancı ve Zerdüşt Öğretisi


Auteur : E. Xemgîn
Éditeur : Berfîn Date & Lieu : 1995, İstanbul
Préface : Pages : 262
Traduction : ISBN : 975-7354-32-5
Langue : TurcFormat : 135x195 mm
Code FIKP : Liv. Tur. Xem. Ale. N° 2568Thème : Religion

Présentation
Table des Matières Introduction Identité PDF
Aleviliğin Kökenindeki Mazda İnancı ve Zerdüşt Öğretisi

Aleviliğin Kökenindeki Mazda İnancı ve Zerdüşt Öğretisi

E. Xemgin

Berfîn

"...Alevilik kısa bir süre öncesine kadar tabu olarök görülürdü. Aleviliğin isminden bile söz edilmezken, son zamanlarda bu konuda bir yayın furyası başlatıldı.
Ancak bölgenin değişik sorunlarında olduğu gibi, bu soruna da farklı ve çarpık yaklaşıldığını görmekteyiz. Alevilerin büyük bir kesimi kendilerini islamiyetin bir mezhebi olarak kabul ederlerken, yaşam tarzı ve inançlarının islamiyetle pek uyumlu olduğu söylenemez.
Diğer yandan, Aleviliğin meşru konumunu benimsediği söylenemiyecek olan T.C. Devleti yönetimi "Alevilerin Türk olduğu, Kürt olanların ise Alevi olamayacağı" tezlerini destekleyip işlemektedir. Bir dini inanç ve yaşam felsefesi olarak bilinen Aleviliğin tekelleştirilmesi de ilginç bir durumdur.
İşte bu çarpıklıklara cevap verebilmek; Aleviliğin kültürel ve dini temel ilkeleri ile değerlerinin kaynağını bulabilmek için bölgenin eski dini inançları ve onlara dayanan dini kültürel değerleri araştırmaya giriştim...
Bu kitabımızda Alevi kültürünün ve temel ilkeleri ile değerlerinin kökenindeki mazda dini inancı ve Zerdüşt öğretisinin olduğunu ortaya koyup işlemeye çalışıyorum."


Etem Xemgin, 1947 yılında Malatya'nın Akçadağ ilçesine bağlı Harunuşağı köyünde doğdu. İlkokulu köyde, ortaokulu ise Antep'te okuduktan sonra, köydeki kan davalarından dolayı 1964'de ailesi ile birlikte göç edip İstanbul'a yerleşti.
Lise ve Hukuk Fakültesini İstanbul'da bitirdi. İstanbul'da bir süre avukatlık yaptıktan sonra, zamanın siyasi gelişmeleri sürecinde Türkiye'de kalmanın sakıncalarını farkedince, 1980'de Avrupa'ya gitmek zorunda kaldı. Halen Avrupa'da olup üç çocuk babasıdır.
Yazarın Avrupa'da Kürdistan Tarihi (üç cilt) ve Kürdistan'da İnsan Hakları ile Türkiye'de yayımlanmış Kürdistan'da Dini İnançlar ve Etkileri adlı kitapları bulunmaktadır.



ÖNSÖZ

Her insan geçmişi ile geleceğinin birleşim noktasında bulunur. Bulunduğu bu konumu geçmişinin sonucu iken geleceğinin de başlangıcının sebeplerini oluşturur. Geçmişle geleceği birbirine bağlayan insan, geçmişinden bağımsız olarak ele alınamayacağı gibi gelecekten soyutlanarak düşünülemez. Bulunduğu bu noktada insan elbetteki geriye değil, ileriye dönüktür. Ancak bulunduğu andaki konumunun nedenlerini sorduğunda cevaplarının tasavvur etmekte olduğu gelecekte değil, geçmişdeki gerçek yaşam koşullarında olduğunu görür. Bu nedenle bulunduğu yerden ileriye bakarken geçmişindeki sosyal, siyasi, kültürel, ahlaki, maddi ve manevi çevresi içerisinde edindiği değerlerle bakmaktadır. Bunlarla geleceğine ha-zırlanmakladır. İnsanın geleceğine dönük bakış açısının sağlıklı olması, geçmişindeki olayların gerçekliklerini iyi kavraması, koşullarını iyi bir yöntemle doğru değerlendirebilmesine bağlıdır. Geçmişlerini bilimsel olarak doğru değerlendirebilenler, geleceklerini daha gerçekçi olarak hazırlayabilirler. Bu duruma geçmişe bakarak geleceği görme denilebilir.

İnsanın geçmişteki sosyal, siyasi, ekonomik, kültürel, ahlaki, maddi ve manevi koşullarını oluşturan miras yapısının iyi bir gerçekçi değerlendirilmesi ile bulunduğu konumunu sağlıklı, doğru tespit etmesi geleceğine yönelik tasarımlarının sağlıklı yapılabilmesinin ön koşuludur. Sağlıksız, yalan-yanlış ve hayallere dayanan tespitler geleceğin yanılgı ve yanlışlıklarına temel oluşturur. Bu temelde gerçekçi olmayan yalan-yanlış tespitlerle insanın kendi kendisini aldatmaktan başka bir yarar sağlamadığı görülür. Çünkü insan yaşamının kendisi gerçek olup, yalan hayallerle düzenlenemez. Yalan-yanlışlar ve hayallerle gerçekler değiştirilemeyeceği gibi, bunların yaşam gerçekliğine uyum sağlamaları da mümkün değildir. Böylece yaşam gerçekliği bulunduğu noktada tespit edilerek ileri alanlara götürülmek isteniyorsa, bu ancak somut gerçeklere bağlılık temelinde yapılabilir. Bu da insanın yetişmesi sürecinde edindiği sosyal, siyasi, kültürel, ahlaki, maddi ve manevi değerleriyle eğitimine uyumludur. Bunların gerçekçi ve bilimsel olmaları, insanların miraslarını gerçekçi değerlendirmelerinde olumlu yönde rol oynarken, dejenere edilmiş, yalancı, yanlış, hayalci ve toplumun yaşamsal gerçeklerinden uzak olmalarıysa aynı derecede olumsuz yönde etkide bulunur. Gerçekler bilimselliğe aykırı yöntemlerle tespit edilemeyeceği gibi böylesine yapılan tespitlerle oluşumlar kavranılamaz ve yaşamın gerçekliğini ileriye taşımak da mümkün olmaz.

Bu durum kişiler için olduğu gibi, toplumlar için de geçerlidir. Her insan toplumu uzun tarihi yaşam süreci içerisinde edindiği deneyimler temelindeki tecrübeleri ve toplumsal kültür düzeyi ile hesaplanarak yaşamını sürdürür. Çok uzun olan insanlık tarihinde yazının bulunması tecrübe ve mirasın aktarımında büyük kolaylıklar sağladığı için önemli bir start noktası olarak kabul edilir.

Bu temelde ileri toplumlar bilimsel ve gerçekçi toplumlar olup, mirasları ile olumlu ve olumsuz her yönüyle hesaplaşarak yaşamlarını düzenleyen toplumlardır. Geri olarak adlandırılan toplumların ise tarihi gelişim süreçlerinde veya yaşamlarındaki tecrübeleriyle bilimsel gerçekler temelinde hesaplaştıkları ve dönemlerine uygun, kendi çıkarlarına denk düşen dersler çıkardıkları ve bunlara dayanarak gerçek yaşamlarını ileriye taşıma işlevleri içine girebildikleri söylenemez. Bu nevi toplumların kendi tarihi geçmişleri ve yaşam gerçekliklerinden koparıldıklan, kendi gerçek konumlarını doğru tespit edilmek olanaklarının yok edildiği veya çarpıtıldığı görülür. Ayrıca yalan-yanlış ve hayaller temelinde uydurulan miras yapılarının yanında, eğitim ve öğretim alanlarında da bilimsellikten uzaklaştırıldıkları ve belirli amaçlara yöneltildikleri görülür. Günümüzde geri toplumlar arasında kabul edilen İslam alemi için İmam Zeyn-ül Abidin:

"İlmin cevherini gizlerim,
Cahil anlamayıp da fitne kopmasın derim,
Ebul Hasan (Hz. Ali) de böyle yaptı elbet,
Hasan ve Hüseyin'e bunu etti vasiyet,
Rabbim! ilmimden bir cevher gören.
Sorar bana putperest misin sen?
Müslümanlar çirkin işi güzel sanırlar,
Ve kanımı dökmeyi helal tanırlar."

demektedir.
İmam Zeyn-ül Abidin'in zamanına göre yazdığı bu beyitindeki anlamda yanılmış olmasını çok arzu ederdim. Fakat bazı olumlu belirtilerin yanında günümüze kadar süren yaşamlarında İmam Zeyn-ül Abidin'i haklı çıkartacak yönde belirtilerin daha çok olduğunu üzülerek görmekteyiz.
Bölgede Mazda dini inancı ve Zerdüşt öğretisinin İslamiyet ile savaşımı sürecinde giderek zayıflayıp etkinliğini yitirmesinden sonra, bölge halkına tamamen yabancı olan İslami Arab deerleri zorla dayatılıp benimsetilmeye çalışıldı. Kötü isnadlarla Mazda dini inancı ile Zerdüşt'ün isimlerinin dahi ortadan kaldırılması sağlandı. Bununla, bölgede İslamiyetin genişlemesine ve derinlemesine yaygınlaştırılarak benimsetilmesi ile etkinliğini sağlaması için önündeki engelin kaldırılarak yollarının açılması amaçlandı. Böy-lece bölgenin Zağros halkı arasında günümüze kadar süren ve düşmanlarının her alanda kullanıp faydalandıkları ve onların her alanda zayıflayıp gerilemelerine neden olan bir iç savaş başlatılmış oldu. Süreç içerisinde İslamiyetin zaferini kabul etmek zorunda kalan bölge halkının belirli bir kesimi Mazda dini inancı ve Zerdüşt öğretisinin yaşam felsefesindeki kültürel ve inanç değerlerini İslamiyet kılıfı altında yaşatmaya çalıştı. Günümüze kadar bu durumlarını devam ettiren halk kesimi kendilerine Alevi demektedir. Böylece İslamiyet içerisinde, İslamiyetin büyüklerinden olan Ali'nin yanlıları olarak kendilerini tanıtmaktadırlar. İslamiyet dönemi tarihi sürecinde İslamiyetten duydukları korkularından dolayı gerçek dini kültürel kimlikleriyle açık bir şekilde kendilerini belirlemekten ziyade, İslamiyetin bir mezhebi olarak kendilerini göstermişlerdir.

Aleviliğin çok sıkı ilişkilerde bulunduğu İslamiyetten belirli oranda etkilendiği ve bazı İslami değerlere de sahip çıkıp benimsediği muhakkaktır. Ancak temel kültürel değerleri ve yaşam felsefesinin kaynağının bölgenin eski dini inançlarıyla özellikle de Zerdüşt öğretisinden geldiği elinizdeki bu kitabın içeriğinden de görülür.

Avrupa alanlarında yaygın olarak işlenmeye çalışılmış olan Mazda dini inancı ve Zerdüşt öğretisinden değişik alanlarda yararlanılmaya çalışılırken, özellikle de Hıristiyan dini inancının katı olan dini kuralları ile yapısına karşı yararlanılan bir kaynak olmuştur. Yani belirli bir amaçla araç olarak kullanılmıştır. Bu temelde sonraları yeterli oranda işlenip değerlendirilerek insanlığın hizmetine sunulamamıştır. Avrupa halklarının yaşam ve kültürel gerçekliğine tamamen yabancı olan böyle bir yaşam felsefesinin istenerek benimsenmesi de olası değildi.

Bu dini inancın ve yaşam felsefesinin çıkış alanı olan bölgede bir bütün olarak yok edilerek ortadan kaldırılmış olması ile bölge halkı kendi öz kültür ve yarattığı değerlerinden uzaklaştırılmıştır. Bunun üzerine kendilerine yabancı olan İslami Arab değerlerinin benimsetilmesi ve özümsetilmesi dayatılmıştır. Böylece bölge halkının kendi öz mirası ile hesaplaşması engellenmiştir. Çok önemli bir kayıp olan bu durumu birazcık olsun giderebilmek amacıyla olanaklarımı zorlayarak bu dini inanç ve yaşam felsefesinin yeniden kaynağına dönmesi için mümkün olduğunca tarafsız ve gerçeklere bağlı kalarak yazmaya çalıştım. Bu konuda bunun bir başlangıç olacağı ümidiyle yeterli olmadığını da biliyorum ve üzerinde daha çok durulacağı kanaatindeyim.

Günümüz şartlarında Alevi olarak kendilerini adlandıran halk kesiminin, gerek dini inanç konumları ve gerekse bölgedeki sosyal ve siyasi yapılarının pek iç açıcı olmadığı bir gerçektir. Dağınık olan konumları ve dejenere edilmiş olan ortak değerleriyle özellikle de siyasi alanda kullanılmaya son derece elverişli haldedirler. Fakat her halk ya da halk kesimi hak ettiği konumda ve düzeyde yaşar. Yaşam düzeylerini daha iyileştirmek için gereklerini yapıp yapmadıklarını kendi kendilerine sorup cevaplandırmak zorundadırlar. Eğer Cennet'e varılmak isteniyorsa, işlenilen günahların cezası çekilmeden gerçekleşmeyeceği bilinmelidir. Yaşam ileri düzeylere taşınmak isteniyorsa, gereklerinin yerine getirilmesi zorunluluğunun da kavranılması gereklidir.

13.9.1994
E. Xemgin



Giriş

Her canlı gibi insan da dünyaya gelmeden önce ana rahminde iken anasının ve babasının yaşam koşullarından dolaylı olarak, şu veya bu şekilde etkilenir. Bu durum o insanın hiç katkısı olmadığı ve kendi iradesi dışındaki bir oluşumdur. Böylece insanın yaşayan bir canlı olarak dünyaya gelmesi ve dünyaya geldiği koşulları alanında ne bir istemi, ne de belirleme imkanı olmadığı halde, kendi iradesi dışında ve belki de kendisinin hiç de istemediği koşullarda dünyaya geldiği açıktır.

İnsanın dünyaya gelmesi olayı, kendi iradesi dışında olduğu gibi, içinde yaşamak zorunda kaldığı koşullar da kendisinin iradesi ve istemi dışında belirlenmiştir. Bu alanda da kendisinin hiçbir etkisi ve katkısı henüz yoktur. Fakat bu koşullar artık yaşamını direkt olarak etkilemektedir. Yani, insan doğarken, içinde dünyaya geldiği tabii şartları ekonomik kültürel, sosyal ve siyasi koşulları belirleme imkanından yoksundur. Bu koşullar kendisinin doğumu öncesinde vardır ve kendisi doğumu ile beraber bu koşullar içinde yaşamaya mecbur edilmiştir. Böylece yaşam çevrelerine uyum sağlayabilenler yaşamlarını sürdürme imkanını elde ederlerken, uyum sağlayamayanlar ise yaşam alanından tasfiye olurlar.

İnsanlar normal yaşamlarında ihtiyaçları temelinde çevre ve toplumsal koşulları, toplumlarının sosyal, siyasi ve kültürel yaşantı ...

 




Fondation-Institut kurde de Paris © 2020
BIBLIOTHEQUE
Informations pratiques
Informations légales
PROJET
Historique
Partenaires
LISTE
Thèmes
Auteurs
Éditeurs
Langues
Revues