La bibliothèque numérique kurde (BNK)
Retour au resultats
Imprimer cette page

Özgürlük yolu, n° 24


Éditeur : Özgürlük Yolu Date & Lieu : 1977, İstanbul
Préface : Pages : 88
Traduction : ISBN :
Langue : Kurde, TurcFormat : 140x215 mm
Code FIKP : Liv. Tur. Kur. Ara Ozg. N°24 (Rev. 3)Thème : Politique

Présentation
Table des Matières Introduction Identité PDF
Özgürlük yolu, n° 24

Versions

Özgürlük yolu, n° 24

Faruk Aras,
Mustafa Kaya

Özgürlük yolu


Seçimler, demokrasi güçleriyle faşizm güçleri arasındaki çekişmenin bir halkasıdır Türlü yolsuzluk ve rüşvet olaylarına, cinayetlere ve birbirini yiyen ortaklarına rağmen iktidar olmakta direnen MC hükümeti, nihayet 1977 ekimine kadar dayanamadı; seçimler öne alındı. 5 Haziran'da yapılacak genel seçimler, Türkiye'de halk kitleleri açısından da, tutucu ve gerici güçler açısından da büyük önem taşıyor.

CHP yöneticilerinin gereksiz saymalarına, yanlış bulmalarına rağmen, ülkemizde ilerici ve tutucu güçler açısından belli bir kamplaşma, kutuplaşma, gün geçtikçe daha da belirgin bir hale geliyor. Bu kutuplaşmanın özünü, bugünkü sömürü ve zulüm düzenini sürdürmek isteyen burjuvazi, büyük toprak sahipleri ve onların arkasındaki emperyalist güçlerle özgürlük, demokrasi, sosyalizm uğrunda mücadele eden emekçi halk yığınları arasındaki sınıf mücadelesi oluşturuyor. 1960’lardan itibaren, emekçi halk yığınlarında hızlanan bilinçlenme ve örgütlenmeyle birlikte bu mücadele de giderek daha çetin, daha boyutlu bir hale geliyor. İşte 5 Haziran seçimleri bu mücadelenin halkalarından biridir.

Burjuvazi, 1946'lardan itibaren, demokrasi adı altında, başlıca iki burjuva partisinin tahtaravalli oyununu oynadı. 1950'lerden itibaren, artık sendikalaşmasını engelleyemez hale geldiği işçi ...



5 HAZİRAN SEÇİMLERİNDE TAVRIMIZ NE OLMALI?


Seçimler, demokrasi güçleriyle faşizm güçleri arasındaki çekişmenin bir halkasıdır Türlü yolsuzluk ve rüşvet olaylarına, cinayetlere ve birbirini yiyen ortaklarına rağmen iktidar olmakta direnen MC hükümeti, nihayet 1977 ekimine kadar dayanamadı; seçimler öne alındı. 5 Haziran'da yapılacak genel seçimler, Türkiye'de halk kitleleri açısından da, tutucu ve gerici güçler açısından da büyük önem taşıyor.

CHP yöneticilerinin gereksiz saymalarına, yanlış bulmalarına rağmen, ülkemizde ilerici ve tutucu güçler açısından belli bir kamplaşma, kutuplaşma, gün geçtikçe daha da belirgin bir hale geliyor. Bu kutuplaşmanın özünü, bugünkü sömürü ve zulüm düzenini sürdürmek isteyen burjuvazi, büyük toprak sahipleri ve onların arkasındaki emperyalist güçlerle özgürlük, demokrasi, sosyalizm uğrunda mücadele eden emekçi halk yığınları arasındaki sınıf mücadelesi oluşturuyor. 1960’lardan itibaren, emekçi halk yığınlarında hızlanan bilinçlenme ve örgütlenmeyle birlikte bu mücadele de giderek daha çetin, daha boyutlu bir hale geliyor. İşte 5 Haziran seçimleri bu mücadelenin halkalarından biridir.

Burjuvazi, 1946'lardan itibaren, demokrasi adı altında, başlıca iki burjuva partisinin tahtaravalli oyununu oynadı. 1950'lerden itibaren, artık sendikalaşmasını engelleyemez hale geldiği işçi hareketini sarı ve Amerikancı TÜRK-İŞ bünyesinde, kendi kontrolü altında kanalize etmeye çalıştı. Ancak 27 Mayıs 1960 hareketini izleyen dönemde işçi sınıfı hareketinin ideolojik ve örgütsel düzeyde sahneye çıkması, emekçi halk yığınlarının hızla bir politize olma sürecine girmeleri, devrimci ve demokratik hareketin gelişimi ve Kürt halkının ulusal, demokratik hakları uğrundaki mücadelesinin yeni bir aşamaya girmesi burjuvazinin hesaplarını alt-üst etti. Bir yandan tekelciliğin güçlenmesi, diğer yanda emekçi halk yığınlarının mücadelesindeki gelişmeler burjuvazinin saflarında da ayrışımları hızlandırdı. CHP, bir yandan, yeni şartlarda bilinçlenerek sola kayan emekçi kesimleri, bu arada kendi tabanını elde tutmak, diğer yandan emperyalizmin ve tekelci sermayenin mutemet partisi AP karşısında kitlelerle daha yakın diyalog kurmak için «Ortanın Solu» çıkışıyla sosyal demokratlığa yönelen bir adım attı ve bu adım daha sonra Ecevit hareketiyle sürdürüldü. Sermayenin en gerici kesimleri ve onun arkasındaki emperyalist güçler ise, Türkiye’de sola yönelişi durdurmak, demokratik ve devrimci güçleri sindirmek için eski tedbirlerin yanısıra, Amerikanvari yeni yöntemlere başvurdular. Başbuğ denen kişinin komutasındaki faşist beslemeler daha o dönemde açılan kamplarla örgütlenmeye başladı ve bunlar çok geçmeden Üniversitelerin büyük devrimci öğrenci kitlelerine karşı terör eylemlerine sokuldular.

Ancak ne faşist beslemelerin çabaları, ne Doğu'da Kürt halkı üzerinde yürütülen komando baskıları, ne de Amerikancı AP iktidarının elindeki tüm olanaklarla devrimci ve demokratik gelişmeyi sindirmek için gösterdiği çabalar yetersiz kaldı. İşçi grevleri, kitle gösterileri birbirini izledi, devrimci basın Türkiye tarihinde görülmemiş bir biçimde kitlelere açıldı.

Egemen sınıfların bunalımı, bilindiği gibi 12 Mart hareketine yol açtı. Emperyalizmin güdümündeki en gerici sermaye çevreleri, militarist güçler, bu b.unalımı atlatmak, sermayenin kârını güvenlik altına alıp yoğunlaştırmak, devrimci ve demokratik hareketin gelişimini durdurmak ilericileri ve sosyalistleri ezmek için daha açık zor yöntemlerine başvurdular. Sıkıyönetime, toplu tutuklamalara, işkencelere, cinayetlere başvurdular. Anayasa’da ve diğer yasalarda yaptıkları değişikliklerle kitlelerin demokratik hak ve kazanımlarını ortadan kaldırmaya ya da kullanılmaz hale getirmeye çalıştılar. Ancak bir yandan ülke içinde devrimci ve demokrat güçlerin, kitlelerin direnişi karşısında, diğer yandan demokrat güçlerin ağır bastığı bir dünya ortamında 12 Mart faşizmini sürekli kılmayı başaramadılar; 1973 genel seçimlerini, af yasasının, sınırlı da olsa çıkmasını, sıkıyönetimin kalkmasını ehğelleyemediler.

Ancak 12 Mart «olağanüstü dönemi» aşıldiysa dd, gerici ve faşist güçlerle defftokratik güçler arasındaki çetin mücadele de sürüyor. Faşizm güçleri güçlü bir yenilgiye uğratılamadı. MC ile toparlanan gericiler, özellikle son iki yılda yeni 12 Martlar yaratmak için çok çaba harcadılar; yeni sıkıyönetimler peşinde koştular; ama başarpmadılar. Diğer yandan ellerindeki iktidar gücünü, okulları, devlet kadrolarını faşistleştirmek için gereği gibi kullandılar. MÇ iktidarının himayesi altında «ülkücü» ve «bozkurt» denep faşist esleme örgütlerini güçlendirdiler, yaygınlaştırdılar. Bunların yarattığı Hanlı saldırılar, işledikleri cinayetler 12 Mart dönemini fersah fersah aştı.

.....




Fondation-Institut kurde de Paris © 2019
BIBLIOTHEQUE
Informations pratiques
Informations légales
PROJET
Historique
Partenaires
LISTE
Thèmes
Auteurs
Éditeurs
Langues
Revues